HOŞGELDİNİZ 04 Aralık 2016

Ermeni Kiliselerinin Mimarisi

ermeni kilise mimarisi-page-001Ermeni Kiliselerinin Mimarisi Ermenistanda Hristiyanlığın kabulünden bin yıldan fazla bir zaman önce incelikli inşa teknikleri ve bir taş mimari geleneği vardı. Hristiyanlık öncesi üç farklı dönem vardır: Urartu, Helenistik ve Geç-Roma. Bu dönemlerden çok az örnek kalmıştır. Pagan dönemde yapılan tapınaklar ise ilk Ermeni Hristiyanlar tarafından yıkılmıştır. Ermeni kilise yapımının üretken olduğu tarihler dördüncü yüzyıldan başlayıp yedinci yüzyıla kadar uzanır. Hristiyanlığın uzun tarihi boyunca binlerce Ermeni kilisesi inşa edilmiştir. Bunlar çok küçük olabildiği gibi aralarında büyük kiliseler de vardır. Ama bu Ermeni kiliselerinin hiçbiri Roma’daki St. Peter Kilisesi veya İstanbul’daki Ayasofya veya Avrupa’daki büyük katedraller kadar devasa yapılar değildir. Bazı kiliseler tek başına yapılırken, bazıları da manastırların parçası olarak inşa edilmiştir. Çok sayıda kilise tipi geliştirilmiştir, bunlar dış biçimler ve iç hacimlerde büyük çeşitlilikler sağlamışlardır. Bazı tipler çevredeki Hıristiyan bölgelerine bitişik yerlerde bulunur, ama Ermenistanda bunların planları genellikle yerel koşullara uyumlaştırılmış. Ermeni mimarlar tarafından, Ermenilere özgü kilise biçimleri oluşturulmuştur.

İlk kiliselerin tiplerindeki büyük farklılıklara rağmen Ermeni mimarisi bir dizi ortak nitelik ve materyalin kombinasyonuyla ayrı bir stile ulaşmıştır. Altıncı yüzyılın sonlarında ve yedinci yüzyılın başlarında ulusal bir kilise mimarisi stili ortaya çıkmıştır. Bu da, Romanesk ve Gotik’ten veya daha az bilinen Etyopya, İskandinavya ve Slav stillerinin somut olarak ortaya çıkmasından çok daha önce bir Ermeni kilise mimarisinin ortaya çıktığını göstermektedir. Bütün Ermeni kiliseleri tümüyle taştan yapılmıştır. Az bulunuyor olması yüzünden kereste Orta-çağ Ermenistanında kullanılmamıştır. Ender istisnalar dışında, taş olarak, Ermenistanda pembe, kırmızı, turuncu ve siyah renkleri olan olan ve çok miktarda bulunan volkanik tüf kullanılmıştır. Tüf pek çok açıdan inşaat için ideal bir malzemedir. Çünkü hafiftir, yontması kolaydır ve havayla temas ettikçe ve zaman içerisinde sertleşme özelliği vardır. Ermeni kiliselerinin ikinci özelliği tavanların hep tonozlu olmasıdır. Basit düz tavanlar yapmak için kereste bulunmadığından taş kullanılmıştır. Ama ağırlığı taşımak için bunlar tonozlar halinde düzenlenmiştir. Böylece ağırlık sağlam taş duvarlara yönlendirilmiştir. Bu yüzden, yukarıdan gelen basınca dayanabilmesi için önceleri kalın duvarlı ve az sayıda ve küçük açıklıkları olan binalar yapmışlardır. Üçüncü olarak, Ermeni kiliselerinde kubbe tercihi kendini çok erken göstermiştir. Altıncı yüzyıla gelindiğinde, kubbesiz bir kilise düşünülemezdi. Önceki döneme ait birkaç istisna dışında, kubbe diğer tonozlu tavanlar üzerinde genellikle dıştan çokgen görünümünde bir silindir biçiminde yükselirdi. Kubbeye öncelik verilmesi mimarları merkezi olarak planlanmış binalar düşünmeye zorlamıştır. Dördüncü olarak, tavanlar çok parçalı bir görünüme sahiptiler. Çünkü bunlar karmaşık ama simetrik iç mekanlar grubunun tonozlarını ve kubbelerini örtmek zorundaydılar. İç ve dış duvarlar ve kasnak gibi bunlar da üniform kiremitler biçiminde ince ince kesilmiş tüften yapılıyordu. Bunlar, Ermeni kiliselerine bakıldığında Ermeni mimarisinde ortak olan ve gözün kolaylıkla algılayabileceği stilistik benzerlikleridir.

İnşa yöntemleri; Ermeni mimarlar ve duvarcılar Hristiyanlığa geçişten sonraki ilk iki yüzyıl içerisinde, altıncı yüzyıldan sonra yapılmış hemen hemen bütün Ermeni yapılarının bina karakteristiğini geliştirdiler. Bu sonuçlara ulaşmak için izlenen biçimsel adımları izlemeden önce, inşa tekniğinin kendisini anlamak gerekir. Buradaki mimari sorun, taştan örülmüş tonozlar ve tavanların büyük ağırlığına dayanabilecek ve karmaşık iç hacimleri olan taş kiliselerin nasıl yapılacağı ve bunların depremlerin yıkıcı etkisinden nasıl korunacaklardı. Ermenistan yüksek ölçüde volkanik ve aktif sismik bir toprak parçası olduğu için yer sarsıntılarının sebep olduğu yanal devinim taş kubbeleri desteklemek üzere geliştirilmiş incelikli kuvvetler dengesini kolaylıkla bozabilirdi. Buna bulunan temel çözüm çimento kullanımıydı. Çimento bugün kullanılan biçimde değildi, ama Yakın Doğu’da Roma mimarisinde geliştirilmiş olan çimentonun benzeriydi ve muhtemelen Ermeni yapı ustaları çimentonun formülünü buradan almışlardı. Ermeni mimarisinde, harç olarak kırılmış tüf ve diğer taşlar, kireç ve genellikle yumurta kullanılırdı. Ve bu harç, tonozlu tavanların ve kubbelerin ağırlığının temel taşıyıcısı ve aktarıcısıydı. Destekte ikincil bir rol oynamasına rağmen, iç ve dış duvarların kaplamasına büyük bir özen gösteriliyordu. Tüfün doğal güzelliğinin kullanıldığı iki farklı estetik yöntem vardı. Genellikle bütün bina aynı renk ve tondaki tüften yapılıyordu. Kusursuz bir şekilde kesilmiş taşlar genellikle harç kullanılmaksızın birbirini üstüne konuyordu. Bazı binalara kusursuz bir bütünlük görünümü kazandırmak için aynı renkteki tüf toz haline getiriliyor ve eklemlere uygulanıyordu. Böylece duvarlar bağlantı yerleri yokmuş gibi görünüyordu. Öte yandan tüf, renk farklılıklarını örtmek yerine açığa çıkarmak için de kullanılabiliyordu. Kontrast renklerdeki bloklar dama tahtası efekti veya diğer dekoratif efektler vermek için belli biçimlerde sıralanıyordu. Dördüncü, beşinci ve altıncı yüzyıllarda inşaatçı kuşakların zaman içerisinde geliştirdikleri ve kusursuzlaştırdıkları bu inşa yöntemi modern zamanlara kadar standart hale geldi. Tıpkı dördüncü yüzyılda Hıristiyanlığın kabulünden sonra Roma İmparatorluğu’nda olduğu gibi, aynı yüzyılda Ermenistan mimarî açıdan deneysel bir atelye haline geldi. Ermeni mimarlar, komşu Suriye’nin tersine ağaç tavan kullanmadılar. Aynı şekilde batıya doğru Roma ve Bizans İmparatorluklarında çok yaygın olan ve kullanımı daha kolay olan tuğla da kullanmadılar. Ve bunun yerine zor olan taş inşaatı yeğlediler. Hangi tasarımda olursa olsun ilk kiliselerde duvar olarak ağır ve kalın taşlar kullanıldı ve sıklıkla eklemler arasına harç konuldu. İç çekirdek o kadar inceydi ki, üst yapının desteklenmesi duvarların kendileri tarafından yerine getirildi. Zaman içerisinde, beşinci ve altıncı yüzyıllarda duvar ustaları önceki binaların kubbeleri ve tonozlarının şoklara karşı dirençli olduklarını gördükçe taş bloklar incelmeye ve harcın iç çekirdeği genişlemeye başladı. Sonunda büyük taş bloklar sadece en alt sıralarda ve iki duvarın birleştiği köşelerde kullanılmaya başlandı. Altıncı yüzyılın sonuna gelindiğinde, Ermeni mimarların kendine güveni artmıştı ve bu şekilde binalara pencereler ve diğer açıklıklar eklendi. Öte yandan daha büyük kubbeler yapılmaya başlandı ve mekanın iç düzenlemesinde daha cesur davranıldı.

Ermeni mimarisinin Formları; Erken dönemde bir çok yenilikler yer aldı ve birçok mimarî denemeler eşzamanlı olarak yapıldı. Bundan dolayıdır ki, Ermeni yapılarının tarihsel gelişimini tümüyle çizgisel bir hat üzerinde izlemek mümkün değildir. Ne var ki, örneğin çimento kullanımı gibi bazı özgül alanlarda, kabaca betimlenebilecek bir ileriye doğru hareketten söz edilebilir.

Bazilika ve Tek Nefli Kilise  – Lernakerd Kilisesi

ermeni kilise mimarisi - define- işaretleri-page-005

Ermenistan’daki en eski kilise yapıları bazilikalardır ve bunlardan en az yedi tanesi ayakta kalmıştır. Bunların hepsinin üç nefi vardır. Bunun tek nefli olan daha basit bir varyantı da bulunuyordu (Lernakerd Kilisesi – Resim 1). Dördüncü yüzyıldan altıncı yüzyıla kadar bu tek nefli kiliselerden çok sayıda inşa edildi. Bunlar farklı büyüklüklerdeydi ve ülkenin her yerinde bunlara rastlamak mümkündü. Bunların bazı türlerinde liturjik amaçlarla apsisin bitişiğinde bir oda (Karnut ve Diraklar Kiliseleri) ve bazen bir tarafta kapalı bir sundurma (Tahanat Kilisesi) bulunmaktadır. Katışıksız bazilik planın varyasyonları şunlardır: Kakagh (Resim 2), Eghvard ve Dvin Kiliseleri’nde olduğu gibi belirgin veya taşıntı oluşturan bir apsisle sona eren bir nef ve kendi apsisleri olan yan nefler; Ashtarak, Tziranavor, and Tsiternavank Kiliseleri’nde (Resim 3) olduğu gibi apsisin yan taraflarına eklenmiş iki oda, ki bu durumda apsis artık taşıntılı değildir. Tekor (Digor) Kilisesi’nde olduğu gibi kuzeyde ve güneyde kapalı sundurmalar ve doğuda odalar veya Ereruk Kilisesi’nde (Resim 4) olduğu gibi her iki uçta da odalar.

ermeni kilise mimarisi - define-page-006

Çoğu Ermeni bazilikalarının tarihlendirilmesi takribî olduğu için bu türün kronolojik gelişimini kesin olarak belirlemek mümkün değildir. Ermeni bazilikaları Suriye’deki türe benzer ve tıpkı birçok erken dönem Hıristiyan öğretileri ve uygulamaları gibi bazilik form Ermenistan’a bu güney komşusundan geçmiş olmalıdır. Ama ikisi arasında karakteristik farklılıklar vardır. Ermeni bazilikaları taştan yapılmıştır ve hemen hiç istisnası olmaksızın yan nefler ve nefler üzerinde taş tonozlar bulunmaktadır. Buna karşılık, Suriye’de, duvarlar ve apsisler taştan olmakla birlikte tavanlar genellikle Bizans ve Roma’da olduğu gibi tonozsuz ve tahtadandır. Çoğu Ermeni bazilikalarında, tek bir tavan hem orta hem de yan nefleri örter, Suriye’de ve Batı’da ise orta nefin genellikle ayrı ve daha yüksek bir tavanı vardır.

Kubbeli Bazilika ve Kubbeli Tek Nefli kilise

ermeni kilise mimarisi - define-008

Ermenilerin tonoz ve kubbe düşkünlüğü sonucunda hem tek hollü kilise hem de üç nefli bazilika (bunun Ermenistan’a yabancı bir form olduğu düşünülür) kümbetin odak noktası olduğu kubbeli bir yapıya dönüştü. Beşinci yüzyılın sonları ve altıncı yüzyılın başlarına gelindiğinde, Tekor Bazilikası nefin orta bölmesi üzerine bir kubbe eklenmesiyle değişikliğe uğradı; bir sonraki yüzyılın ilk çeyreğinde bazilik Dvin Katedrali de bu şekilde değişime uğramıştır. Zovuni’de, beşinci yüzyıldan başlayarak kuzey ve güney duvarlarından taşıntı yapan masif payeler üzerinde merkezî bir kubbesi bulunan tek nefli kiliseler inşa edildi (altıncı yüzyılda Ptghni (Resim 5); yedinci yüzyılda Talish veya Aruch Kiliseleri; ve dokuzuncu yüzyıldan sonra Bjni’de Marmashen (Resim 6), Amberd (Resim 7), St. Mariam (Resim 8) Kiliseleri ve Ani’de Tigran Honents Kilisesi (Resim 9)). Yedinci yüzyılda Tekor’a benzeyen bazilikalar yapıldı. Bunlar, dört merkezî ve serbest sütun üzerinde kubbesi olan bazikalardı (Odzun (Resim 10), Bagavan, Mren, Gayane (Resim 11-12), Talin ve ünlü Ani Katedrali (Resim 13). Bu aşamada, ne var ki, bazilika terimi bu son grup için artık tam olarak uygun düşmemektedir. Çünkü, Mren ve Gayane Kiliselerinin apsis ve yan odaları olan doğu ucunu kaldırırsak, geriye, merkezî bölmenin kubbeyi taşıdığı dokuz bölmeden oluşan yaklaşık olarak kare biçiminde bir iç mekan kalmaktadır.

ermeni kiliseleri-009

ermeni kilise mimarisi -010

ermeni kilise mimarisi - define-işaretleri-page-011

Merkezi Plan

Altıncı ve yedinci yüzyıllarda ve belki de beşinci yüzyılın sonlarında Etchmiadzin’in rekonstrüksiyonu sırasında gerçek anlamda merkezi olarak planlanmış kubbeli kiliseler inşa edildi. Bunların çeşitli modelleri bulunuyordu. Agarak’ta dört taşıntılı apsisten oluşan dört yapraklı yonca biçiminde bir kilise vardır. Bu apsisler birbirine geçen duvarlar olmaksızın birleşmiştir ve bir kubbeyi desteklerler.

ermeni kilise mimarisi-resim-012

Küçük boyutlu bir diğer iyi bilinen haç biçiminde şapeller ve kiliseler dizisinin Yunan haçı biçiminde bir dış planı vardır. Bunların kolları eşit uzunluktadır ve bir dış dört yapraklı yonca oluştururlar (Mankanots, St. Sarkis (Resim 15) ve Tarkmanch’ats Kiliseleri) veya aynı dış mekana sahiptirler ve sadece doğu ucunda tek bir apsis vardır (Karmravor (Resim 16) ve Lmbatavank Kiliseleri), ya da batı kolu uzundur ve üç iç apsis üç yapraklı bir yonca oluşturur (Alaman’daki St. Anania ve Talin’deki St. Mariam Kiliseleri (Resim 17) ).

Nişle Payandalanmış Kare Plan

Dört yapraklının bir diğer varyantı, Josef Strzygowski’nin nişle payandalanmış kare dediği tarzdır. Bunun dört apsisi vardır. Bu apsisler kare biçimindeki dört duvarın herbirinin ortasından taşıntı yapar. Merkezî olarak yerleştirilmiş olan kubbenin ağırlığı bu dört taşıntı yapan ve duvarları payandalayan nişler tarafından absorbe edilir. Bu tarzdaki bütün kiliselerde bemaya eklenmiş bir çift oda vardır.

ermeni kilise mimarisi-define-kiliseleripage-014

Bunun bir tipi, pandantifli dört serbest sütun üzerinde duran bir kubbeye sahiptir. Bu pandantifler, silindirik kasnak için bir geçiş unsuru olarak bir dairesel taban oluştururlar. Bunun en ünlü örnekleri Etchmiadzin (Resim 18) ve Bagaran Kiliseleridir. Bir diğer tipte bütün iç mekanı örten bir kubbe vardır. Bu kubbe sekizgen bir taban ve kasnak üzerinde durur. Ve bu, duvarlar ve dört köşe tonozu tarafından oluşturulmuştur. Bunun örnekleri Mastara (Resim 19), Artik (Resim 20), Voskepar ve Kars’taki Havariler (Resim 21) Kiliseleridir.

ermeni kilise mimarisi - resim-015

Hripsime Tipi

En gelişmiş merkezî plan Hripsime tipidir. Bu, Ermenilere en özgü olan tiptir. Bunun Kafkasya’ya özgü olduğu da söylenebilir çünkü bunun ilk örnekleri Gürcistan’da da bulunmaktadır. Bu tip, adını kendi tipinin en ünlü örneği olan St. Hripsime Kilisesi’nden (Resim 22) almıştır. Bu kilise 618’de Etchmiadzin’de yapılmıştır. Bu tipte yapılmış en eski kilise ne var ki Erivan yakınlarındaki Avan Kilisesi’dir (Resim 23) (591-609). Ama bazı İtalyan bilimadamları bu tarzda yapılmış en eski kilisenin Van Gölü’nün doğusundaki Soradir Kilisesi (Resim 24) olabileceğini öne sürmüşlerdir.

ermeni kiliseleri

Hripsime tipinin temel planı içten dört-yapraklı yoncadır, yani iç apsisler dört yapraklı bir yonca oluşturacak şekilde birleşmişlerdir. Bu apsislerin kesişiminde köşelerin herbirinde derin dairesel (üç çeyrek silindir) nişler vardır. Bu nişler, dört apsisle birlikte bir sekizgen taban oluşturur ve bu taban yüksek bir silindirik kasnağı destekler. Bu da kubbe ile  taçlandırılır. Köşe nişlerinin ötesinde dört oda vardır. Bu odalar ya daire biçimindedir (Avan Kilisesi) ya da daha genel olarak kare biçimindedir (Hripsime ve Sisian Kiliseleri). Bu oldukça simetrik plan, sütunlar veya payeler tarafından engel olunmaksızın orantısal olarak daha büyük bir iç mekanın yaratılmasına izin verir. Ne var ki, bu karmaşık iç mekan masif taş duvarlarla çevrili olduğu için, Ermeni mimarisindeki yapının dışı genellikle içinin kontürünü yansıtmaz. Kubbeyi destekleyen yüksek kasnakta, büyük merkezî mekana ışığın girebilmesi için pencereler açılmıştır; diğer duvarlardaki pencereler görece olarak küçüktür. Sadece Soradir’in dışı (ve Soradir Kilisesinin, köşelerdeki odalar dışında kopyası olan onuncu yüzyıl kilisesi Akdamar (Resim 25)) bir ölçüye kadar iç artikülasyonu yansıtır.

ermeni kiliseleri defineciler için

Dairesel Plan; Merkezî plandaki nihai tasarım kusursuz bir biçimde dairesel kilisedir. Yedinci yüzyılda Zvart’nots Kilisesinin (Resim 26) nefli dört yapraklı yoncası dairesel planı kusursuzl . Kilise gerçekten de otuziki kenarlıdır. Kubbelenmiş dört yapraklı iç mekânı yükseklik olarak 40 metreye ulaşır. İç zemin mekân, açık geçitleri olan tek sıra kemerli yolla çevrelenmiştir. Bu geçitler, dört yapraklı yoncanın kuzey, batı ve güney taşıntılarının herbiri üzerindeki altı sütundan oluşan bir sıra kemerler yoluyla merkeze çıkar. Catholicos Nersés III tarafından 641-653 yılları arasında yapılmış olan bu etkileyici yapının bütün çapı yüksekliğine eşittir.

ermeni kilise mimarisi - dairesel plan-018

Yedinci yüzyıldaki diğer dairesel kiliseler sekiz yapraklı Zoravar ve İrind Kiliseleridir. Zvart’nots’un planı sonradan hem Gürcistan’da hem de Ermenistan’da taklit edilmiştir. Bunun bilinen en iyi örneği, yakın bir kopyası Gagikashen Kilisesidir. On birinci yüzyılda yapılmış olan ve Ani’de bulunan bu kilise tıpkı Zvart’nots kilisesi gibi bugün yıkılmış durumdadır. Daha sonraki dairesel planlar Khtzkonk’taki St. Sargis Kilisesi (Resim 27) ve Ani’deki altı yapraklı Çoban ve St. Gregory Abughamrents Kiliseleri’dir.

Narteks

ermeni kilise mimarisi - Narteks-019

Yedinci yüzyılın ortasına gelindiğinde Ermeni mimarisi temel biçimlerinin çoğunu geliştirmiş bulunuyordu. Ortaçağ döneminin çeşitli mimari rönesansları sırasında bu formlar taklit edildi ve inceden inceye işlendi. Tek istisna yeni geliştirilen ve Ermenice’de “gavit” veya “jamatun” denen narteksti (Resim 28). Bu özel kare biçimli holler genellikle kiliselerin batı girişlerine ilişikti. Bunlar toplantı odası ve antre olarak kullanıldıkları manastır komplekslerinde çok yaygındı. İkinci ve ondördüncü yüzyıllar arası manastırların büyük ölçüde yaygınlaştığı bir dönemdi. Dört sağlam ve bodur sütun tarafından tutulan büyük, kesişen tonozlar jamatunların tavanlarını destekliyordu. Holün üst bölgesindeki kesişimleri ışık ve hava için açık bir fanus oluşturuyordu. Duvarlar masifti ve az sayıda ve küçük pencereler içeriyordu. Mükemmel bir şekilde korunmuş örnekler Haghbat, Sanahin, Geghart, Goshavank, Magaravank ve Hovhannavank’ta bulunmaktadır.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz