HOŞGELDİNİZ 05 Aralık 2016

Hellas ve Truva Ölü Gömme Gelenekleri

Bugün, çağdaş Doğu ve Batı toplumlarının sahip oldukları duygu,  düşünce ve kültür kalıplarını anlayabilmek ve aralarındaki bu tür ilişkilerin boyutlarını kestirebilmek, kuşkusuz, Eski Akdeniz kültür çevresi, Eski Doğu ve Eski Batıyı her yönüyle değerlendirebilmekle mümkündür. Bu açıdan, Doğu ile Batı arasındaki ilişkilerin doğru bir tablosunu elde etmek istersek, bu ilişkiler en azından tarihten önceki Bronz Çağı’ndan itibaren incelenmelidir. İşte bu yazımızın çerçevesi içinde söz konusu geniş ilişkiler ağının dinle ilgili bir kesiti -ölü gömme adetleri  sergilenmeye çalışılacaktır. Gerçi 1870’lerde Truva’yı kazan H.Schliemann’dan bu yana bu tür çalışmalar süregelmektedir. Yani M.Ö. VIII . yüzyıl ürünü Homeros destanlarında bu konuda anlatılanlar ile M.Ö .II . bin yıl Mykenai buluntuları arasındaki benzer ve farklı noktaları ortaya çıkarma girişimlerinin oldukça eski bir geçmişi söz konusudur. Ne var ki, bu sorun yine de kesin olarak çözümlenmiş değildir. Çünkü, sadece aradaki farklılıklar açıklanmaya ve sorun tanımlanmaya çalışılmıştır. Bu nedenle bu makalede bilinen verilerin yanı sıra gözden kaçmış noktaların da birlikte değerlendirilmesi sonucunda bir senteze varmaya çaba gösterilecektir. Ancak, şu nokta bilinmelidir ki, Hellen mi ­tosları Anadolu’ya yerleşen Hellen’lerin bu toprağın insanlarının dinsel yaşantısından büyük ölçüde etkilendiklerini, yani yerli halka ilişkiler sonucu onların inançlarını benimsediklerini göstermektedir. Nitekim, parçaların oluşturacağı bütün iy i anlaşılacak olursa, Eski Doğu’nun bu arada Anadolunun- nasd zengin ve kültür açısından ne denli güçlü olduğu ortaya çıkar. Bu bakımdan, ölü gömme adetleri bir insan grubunun bağlı olduğu kavmi ve kültürünü işaret etmesi açısından, büyük önem taşır.

Bilindiği gibi, Homeros’a verilen İliada ve Odysseia destanları sözlü olarak nakledilen bir geleneğe dayanmaktadır. Üstelik bunları aktaran saz şairleri anlattıkları olaydan sonra yaşamışlardır. Amaçları ise ünlü kahramanlar ile bunların etraflarında örülmüş olayları anlatmaktır. Bu nedenle destanlarda ölü gömme âdetlerinin objektif ve bilimsel anlatımını tü m ayrıntılarıyla bulacağımızı ummamalıyız. Ne var ki, saz şairlerinin çoğu kez dinleyicilerinin görgü sınırları içinde kaldıkları, halkın ise atasal gömme âdetlerine İsrarla sarıldıkları akılda tutulacak olursa yaklaşımlarımızda güvence payı da artmış olacaktır. Öte yandan, elde mevcut arkeolojik malzemelerin de konu ile ilgili tam bir tablo vereceği düşünülmemelidir. Çünkü, arkeolojik kanıtın kendisi yapısı açısından gayri şahsi bir nitelik taşır. Ancak, bu alanda gün geçtikçe bulguların arttığı söz önünde tutulursa yorumlarımızda kesinlik kazanabiliriz. Yine de bu işi yaparken ihtiyatlı davranmamız gerekir. Önceden belirtmemiz gerekir ki, arkeolojik kanıtlarımız M.Ö. II . bin yıl Myken dünyasının Anadolu ve Hellas kesimlerinde genellikle bir örnek (homojen) gömme adetinin varlığını göstermektedir. Yine, destanlardaki bu konuyla ilgili pasajların kimisi erken kimisi geç eklemeler olsada, anlatılanların bir bütün olarak kendi içerisinde uyumlu olduklarıda bir gerçektir. Bununla birlikte, destanlarda geçen gömme örnekleri bir savaş ve macera öyküsünde beklenilenden çok değildir, ve anlatılanlarda durumdan duruma değişkenlik gözlemlenebilmektedir.

Destanlarda ölü gömme adetleriyle ilgili en iyi bilgi edinebildiğimiz örnek, Aka kahramanı Patroklos’un gömülmesi olayına ilişkin anlatılanlardı . Bu olay destanlarda geçen ölü gömme adetlerinin araştırılmasında başlıca hareket noktası olarak kullanılabilir.

Gerçekten, destanlarda cenaze ritleri önce cesedin su ile yıkanması ve yağlanması gözlerin ve ağzın kapatılması,  cesedin giydirilmesi ve bir sedye üzerinde teşhir edilmesi ile başlamış görünüyor. Bu uygulamalar arasında ağzın ve gözlerin kapatılması görünüşe göre bir eşin, bir annenin ya da en yakın akrabanın görevi idi. Nitekim, Agamemnon kendi gözlerini ve ağzını kapatmadığından dolayı eşi Klytemnestra’ya serzenişte bulunmaktadır. Hatta, bir dostun ya da bir akrabanın ölüm ilanını izleyen acı duyma hissinin saçların yolunması başa ve yüze “toprak ya da kül” saçma ve kir içinde bırakma ile açığa vurulması da bu münasebetle burada zikredilebilir. Öyle görünüyor ki , kendini yıkamada yasaktı. öte yandan, cesedin bir sedye yada döşekte teşhiri ile ilgili olarak, Hektor’unki 9 gün 9 gece Akhilleus’unki ise 17 gün 17 gece  açıkta bırakılmıştır. Bu işlemin arkasından bir ağıt merasimi  ve bir cenaze şöleni ile cenaze oyunları gelmiştir. Gömme şöleni ritlerin vazgeçilmez bir ögesi idi , çünkü Orestesde annesi ve Aegisthos için ölümlerinden sonra bir cenaze şöleni düzenlemiştir. Ölülerin bu şölenden haz duyduklarının sanılması, destanların Patroklos’a kesilen kurban hayvanlarını özenle anlatmasından da bellidir. Ayrıca , destanlarda tanrı Apollo Lykia’l ı Sarpedon’un tanrıça Aphrodit e ise Truvalı Hektor’un  cesetlerini “ambrosia ” bir tür tanrısal merhem yada tanrı yiyeceği ile ovmak suretiyle gömülene değin sağlam kalmaları arzu edilmiştir. Burada özellikle bir nokta dikkat çekicidir. O da, gerek cesedin sedyede teşhiri gerekse ambrosia ile ovulma k suretiyle sağlam kalması arzusunun ima ettiği bir “mumyalama ” adetinin bulunup bulunmadığı sorunudur. Gerçi, cesetlerin uzun sayılabilecek bir süre açıkta teşhir edilmesi sağlık nedenlerinden dolayı ilke l şekildede olsa bir mumyalama uygulamasını işaret eder gib i görünüyorsa da, bunu kanıtlamak gerçekten güçtür. Her şeyden önce bu tür tanrısal bir hareket bizim için kanıt niteliği taşıyamaz. Sonra, cesedin destanlarda belirtildiği gibi uzun süre açıkta bırakıldığından nasıl emin olabiliriz ? Nihayet, destanlarda mumyalama anlamına gelen “tarkhuein ” fiilinin daha sonra yine mumyalamayı ifade eden fiillerle  aynı anlamı taşıdığı da kesinlikle gösterilemez.  Ancak , tanrı Apollo’nu n Zeus’un emriyle Sarpedon’un cesedini ambrosia ile yıkayıp yağlayarak bu şekilde hazırlanmış cesedi Lykiaya göndermesi , destan geleneğinin cesedi şu yada bu şekilde koruma adetini tanıdığını işaret etmektedir.

Öte yandan, Patroklos’un gömülmesi ile ilgil i uygulamaların anlatımında, asıl önemli nokt a cesedin yakılmak üzere bir odun yığını üzerine konulmuş olmasıdır. Bu yığın onun arkadaşları­nın kesilmiş saçları ile süslenmiş ve kurban hayvanlarının yağları ilekaplanmıştır. Cesedin yattığı sedyenin (döşeğin) etrafına da hayvan cesetleri, yağ ve bal ile dolu iki kulplu vazolar ve öldürülen dört at ile Patroklos’un iki köpeği yerleştirilmiştir. Bun a Mezopotamya’da Ur Kra l mezarlarında olduğu gibi, dostu Akhilleus’un (Aşil)  bizzat öldürdüğü oniki Truvalı tutsağın vücutları da ilave edilmiştir. Truvalıb kahraman Hektor’un ritleri de aynı uygulamayı göstermektedir. Onun cesedi de yakılan ağıtlar arasında ve giyimli olarak bir odun yığınının üzerinde yakılmıştır. Akhilleus’un (Aşil)  cesedi ile ilgili olarak anlatılanlardan da onun vücudunun bol kokulu merhem ve tatlı bal ile yakıldığını öğreniyoruz. Elpenor’un cesedi içinde aynı uygulamalar söz konusudur. Onun vücudu zırhlı olarak ve ağıtlar söylenmek suretiyle yakılmıştır. Eetionda silahları ile birlikte odun yığını, üzerinde yakılmış gösterilmektedir.

Hector-hektor

Burada dikkati çeken nokta, Aka kahramanlarından Eetion ve Elpenor’un cenazelerinde cesetler zırhları ile birlikte yakıldığı halde, Hektor ve Patroklos’unkiler odun yığını üzerine zırhsız olarak konulup yakılmıştır. Aradaki bu farklılığın nedeni, herhalde son iki kahramanın zırhlarını savaşta kaybetmiş olmaları ile açıklanabilir. Yoksa destan geleneği bu ayrımı niçin yapmış olsun? Öte yandan, destanlar Akhil leus’un Eetion’un cesedini silahları ile birlikte yaktığını söylerken, nedenini de dolaylı olarak işaret etmektedir. Buna göre, Akhilleus’un bu şekilde hareket etmesi, savaşta herşeyini kaybeden ve aynı günde yedi oğlunun ölümüne tanık olan Eetion’a karşı acıma ile karışık bir saygı belirtisi idi. Oysa, Akhilleus’un cesedi silahları ile birlikte yakılmamıştı. Çünkü, bu silahlar dostu Aias’in ölümüne neden olmuştu (Odys. XI 543—50). Öte yandan Hektorun üzerinde yakıldığı odun yığınına vazolar ve başka sunular konulmamıştır. Oysa ki, eşi Andromakhe’nin söylediklerinden Truva ölülerini kişisel eşyalarından bir kısmı ile yaktıkları anlaşılmaktadır. Burada, belki, âdetlerde az da olsa bir değişiklik gözlemlenebilir.

Patroklos’un cesedinin yakıldığı odun yığını üzerinde hayvanların yakılması, her ne kadar bir kurban uygulamasını düşündürebilirsede,bu adetin cesedin kaplandığı yağı elde etmek ve yakma işlemini kolaylaştırmak için de yapılmış olduğu akla gelebilir. Atlar ve köpekler ölü­ye ait kişisel mülkün bir parçasını oluşturuyordu ve ölüye ilişkin eşyalar gibi odun yığını üzerine konularak yakılması ruhun vücuttan ayrılıp öte dünyaya gidişi sırasında kuşkusuz ona huzur ve rahatlık sağlamak içindi. Yine bir başka örnekte  hayvan kurbanından önce herhalde adak niteliğinde olma k üzere arpa taneleri saçılmaktadır. Gerçi, hayvan kurbanı gömme ritlerinin bir parçası ise savaş alanında ölen Truva ve Aka kahramanlarının gömme törenlerinde adı geçmemektedir. Örneğin, Elpenor’u n durumunda görüldüğü gibi. Bunun nedenide kuşkusuz savaş durumunun kendine özgü koşullarında gizli” olmalıdır. Gömme ritleriride kullanılan yağ ve balın anlamına gelince: Bunun ölenin ruhuna, uzun yolculuğu sırasında huzur vermek için kullanıldığı düşünülmüştür. Yukarıda da değinildiği gibi, yağ m genellikle ateşin ısısını arttırmak için kullanıldığı ileri sürülmekle birlikte, balın koruyucu bir madde olarak düşünüldüğü kabu l edilmektedir. Destanlarda Odysseus Hades’in kenarına geldiğinde, ölülere ilki n ballı süt sunar. Akhilleus’un(Aşil)  gömülmesinde de bal kullanılmaktadır. Bu adet Hellas’da Asine’de Orta Helladi k devire ait ele geçen küp mezar (pithos) gömmelerde arkeolojik anlamda doğrulanmıştır. Odun yığını üzerine konulan yağın yakma işlemini kolaylaştırmış olduğu düşüncesi bir yana , esas olan, bu uygulamanın öte dünya yolunda ruhun gereksinmelerini karşılamak
ve böylece onu tatmi n etmek amacıyl a kullanılmış olması olgusunda gizliliğidir. Bu , herhalde gömme adetinin geçerli olduğu zamanlara değin eskiye varan bir geleneğin sonucu olabilir. Gerçekten, cesedin yakılması ile vücudu net kısmının gereksinme duyduğu yiyecek, içecek, giyecek vb. kendiliğinden anlamını yitirmiş olabilirdi. Ancak , destanlarda eski adetin birdenbire terkedilmeyerek odun yığını üzerine ölünün gereksinme duyduğu nesnelerin bırakıldığı gözlemlenmektedir. Öte yandan, Truva’lılarda kahramanların kişisel eşyaları olmaksızın yakılması olgusu bunu destekler niteliktedir. Bir başka ilginç nokta . Patroklos’un cenaze töreninde on iki Truvalı tutsağın öldürülmesi olayıdır. Bu , ilk bakışta bir insan kurbanı olarak görünüyorsa da, aslında kaybedilmiş bir dostun öcünü almak için her hangi bir kişinin öldürülmesi hareketini de düşündürebilir. Nitekim destanlarda bu, Akhilleus (Aşil) kast edilerek “diğer Truva’lıları öldürmekten elleri yorulunca, Patroklas’a kurban edilmek için sağ olarak yakalamıştı”  cümlesi ile açıklanmıştır. Bunun yanı sıra, destanların birçok yerlerinde bir arkadaşın ya da akrabanın öldürülmesinin öcünü almak öldüreni öldürmek şeklinde vurgulanmıştır. Bazen çok sevilen bir arkadaşın cesedi üzerinde kölelerin ve hatta dostların öldürüldüğüne de tanık olmaktayız. Bu öç alma duygusu bir görev olarak düşünülmüştür. Çünkü, böyle davranmakla öç alanın ve öldürülenin akrabalarının acısı hafifletilmiş oluyordu . Savaş tutsaklarının ölü ile birlikte öldürülmesinin ve cesedin yanma odun yığını üzerine konulan hediyelerin anlamıda, ölene öte dünyada hizmet etmek değil, fakat orada ölüye eşlik etmek içindi. Genellikle yakmadan sonra kemikler odun yığınının üzerine yükseltilen bir tümülüsün altına konulmuştur. Oysa, Patroklos’un kemikleri bir çömleğe konularak Akhilleus’un çadırında korunmaya bırakılmıştır.

Akhilleus - Aşil

Yukarıdan itibaren aktarılan pasajlar ve anlatılanlardan anlaşılı­yorki, ölüleri yakma âdeti destan geleneğinin tanıdığı yegane gömme yöntemi idi. Hatta bu öylesine önemlidir ki, bazan savaş sırasında bile bunu uygulayabilmek için savaşa ara verilmiştir. Ancak, burada şöyle bir soru akla gelebilir. Destanlarda cesetleri yakılan Aka kahramanları vatanlarından uzakta Truva topraklarında ölen savaşçılar olduklarına göre, acaba vatanda ölenler de aynı şekilde mi yaktıyordu ? Bununla ilgili destanlarda dikkate değer kayıtlar vardır. Bunlardan birinde  Phoneix, Kalydonia boğasından söz ederken boğanın pek çok insanı “keder verici odun yığını üzerine koyduğunu” söyler. Bir başka pasajda ise  Odysseus’un annesi Antikleiabir insan öldüğü zaman “ışıldayan ateşin” kasları ve etleri yok etti­ğini işaret etmektedir. Bu alıntılar destanlara göre Hellas’da da yakma adetinin geçerli olduğunu dolaylı olarak göstermektedir. Burada geçen ateşin manevi anlamda bir temizlenmeyi ima ettiği akla gelebilirse de, destanlarda, bunun böyle düşünülmediği, tek amacın ruhun vücuttan ayrılarak bir an önce canlılar dünyasını terk etmeyi istemiş olması söz konusudur.

Destanlarda yakma merasimi ateşin şarapla söndürülmesi  ve kemiklerin toplanarak bir kül kabına ko nulması ile bitmiş görünüyor. Daha sonra yakılan kemiklerin üzerine yığılan bir tümülüs ile dikilen mezar taşı (stel) ise ölüyü onurlandırmak ve ününü yaşatmak amacıyla uygulanmış olmalı idi. Örneğin, Hellespontos (Çanakkale Boğazı) kıyılarında Aka’ların yapacakları tümülüs mezarın, gelip geçene ölenin yiğitliğini öldürenin ise ününü anımsatacağı söylenmektedir. Ancak, mezarların üstüne dikildiği söylenen mezar taşlarının biçimi ve süslemelerine ilişkin bilgi yoktur. Belki de bunlar şekilsiz büyük taşlar idi. Gömme ritleri ile ilgili ilginç bir uygulama da, Patroklos’un gömülmesi olayını izleyen oyunlardır. Bu oyunlarda Aka kahramanları ortaya konulan bir ödülü alabilmek için birbirleriyle yarışmaktadırlar. Bu tür oyunlar düzenlemenin amacı, genellikle ölünün ruhunu tatmin etme ve yaşayanları eğlendirme olarak yorumlanmışsa da, destanlarda bu amaç sadece ölüyü “onurlandırma” şeklinde vurgulanmaktadır. Örneğin, iliad XXII I 646, da bu yarışmaların ölen kişiyi ya da arkadaşını anmak için bir fırsat olduğu belirtilmektedir. Böylece, Homeros destanlarında ölü gömme âdetleriyle ilgili olarak beliren genel bilgiler gözden geçirildikten sonra, Truva merkez olmak üzere Anadolu ve Helîas’da ortaya çıkan arkeolojik kıyas malzemesinin destan verileriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.

M.Ö. ca. 1800-1275 tarihleri arasında yaşadığı kabul edilen Truva VI kentinde 1934 yılında ele geçen mezarlık Truva’lılar arasında ortak gömme adetinin “yakma” olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Gerçi Truva VI kenti Homeros destanlarının Truvası değildir. Ancak, M.Ö. 1275 lerde sona erdiğine göre, destanların Truvası olan Truva kentine yakındır. Nitekim, Truva VI kültürünü izleyen Truva VI I A”da genellikle bir halk ve kültür değişmesi söz konusu olmadığına göre, aynı gömme adetinin, mezarlığı bulunmamakla birlikte, Truva VI I A’da da devam ettiği düşünülebilir. Truva Vl’da çömlekler içinde ele geçen bu yakılmış iskeletler yanında, ayrıca kömürleşmiş küçük nesneler de bulunmuştur. Bunlar, açıkça, ölülerin kişisel eşyaları ile birlikte yakıldıklarına işaret etmektedir. Kül çömleklerden bazıları toprak yüzeyinin ancak 15-20 cm. altında bulunmuştur, Ayrıca, bunların küçük bir yığın oluşturmuş toprakla örtülü oldukları göz-lenmiştir. Durum böyle olunca, acaba bu gibi yığınlar destan geleneğinin hayalci yönüne az da olsa bir tümülüs olarak yansımış olamazmı sorusu akla geliyor. Bu açıdan arkeolojik verilerle destanlarda anlatılanlar arasında çelişki söz konusu olamaz. Öte yandan, M.O. IV-III . bin yıl Anadolu kültürleri “yakmadan gömme” adetini tanımış iseler de, M.Ö. II . bin yılın ilk yarısına ait Kara höyük (Konya), Ilıca (Ayaş) ve Osman kayasında, ayrıca Protogeometrik devirden (M.O. 1050-900) tarihlenen Assarlık mezarlığında 15 ve Geometrik devire (M.O. 900-700) ait Kolophon tümülüs mezarında  “yakma” örneklerinin bulunduğu akılda tutulmalıdır. Hatta, Gaziantep yöresinde M.O. XXII-XX . yüzyıla tarihlenen Gedikli mezarlığı 1 7 yakma adetinin M.Ö. III . bin yılda Güneydoğu Anadolu’da bulunduğunu göstermektedir. Öte yandan, Hitit yazdı belgelerine bakılacak olursa, Eski Hitit Devleti zamanında (M.Ö. ca. 1650-1380) yakma adetinin bulunmadığı, oysa arkeolojik bulgulara göre imparatorluk Devrinde kral ailesi ve Hiti t büyüklerinin yakıldığı anlaşılmaktadır. Gerçi, Hitit kültür dünyası ile çağdaş Truva kültür çevresi (Truva VI ve kısmen Truva VIIA ) arasındaki ilişkilere ait yazılı ve arkeolojik kesin bir bağlantı şimdiye değin ortaya konulmuş değildir. Bununla birlikte, gerek yukarıda gösterilen” arkeolojik malzeme gerekse Hiti t dünyasının verdiği tablo, destanlardaki ölü gömme adetlerinin tersini söylememektedir. O kadar ki bu konuda Homeros destanlarında geçenler ile Hitit adetlerinin bir karşılaştırması bile yaptırmıştır. Tüm bu veriler yakma adetinin Homeros destanlarında yansıtılan dünyanın Anadolu kesimine yabancı olmadığını gösterecektir. Yani, destanlar bu konuda şu ya da bu şekilde bir gerçekten hareket etmiştir. Oysa, Hellas’da, destanlarda önemle vurgulandığı şekilde, gerek Kuy u Mezarlarda gerek tholos (kubbeli) mezarlarda gerekse oda mezarlarında yakma âdetinin uygulandığını göremiyoruz. Hellas için bu dönemle (M.Ö. II . binyıl) ilgili olarak arkeolojinin söylediği “yakmadan gömme” adeti idi. Bununla birlikte, istisna olarak burada da iki örnek karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan biri Leukas adasında Nidri’de bulunan mezarlardır ki,  bunlar yakma adetinin M.O. II . bin Hellas’ına yabancı olduğu sonucunu değiştirecek nitelikte değildir, ikinci örnek, Nidri örneğinde olduğu gibi, çağın sonlarına ait Argolis’de Prosymna’da ele geçen tek bir yakmadır. Bu ik i esas örneğin dışında, Protogeometrik devire ait Atina’da, Geometrik devire tarihlenen Phtiotis’den Halos’da ve Atina Dipylon mezarlığında, Phaleron’da, Anavysos’da , Boiotia’da Vranesi’de, Eretria’da , Eleusis’de dağınık da olsa başka yakma örnekleri vardır. Bu arkeolojik örnekler, her ne kadar destanların derlenme dönemine yakın iseler de, daha eski örnekler göz önünde tutulursa, yine destanların gömme adetleri konusunda tutarlı oldu­ğunu kanıtlayacaktır. Tüm bu örnekler yakma adetinin Hellas’da M.Ö. II . bin yıl içinde geç bir zamanda göründüğünü ortaya koyduklarından dolayı, bu adetin dışarıdan en eski örneğe sahip Anadolu’dan getirilen yeni bir uygulama olduğunu vurgulamaları açısından, destanların Hellas’daki bu uygulamayı da gerçekçi olarak yansıttıklarını göstermektedir. Mykenai mezarlarından bazılarında mangal kömürü ve ateş izlerine de rastlanmakla birlikte, bunların yakma adetini değil fakat cenaze ritlerinin kahntdarını ya da mezarların tütsülenmesini gösterdikleri kabul edilmektedir  Burada ilgi çekici bir nokta da, destanlarda yansıtıldığı gibi bir mezar üzerine toprak yığarak yapay bir tepecik oluşturma adetinin tholos mezar geleneğini bilen Akalara yabancı olmamasıdır. Diğer bir ilginç rastlantı da, destanlardaki gömme merasiminin bir ögesini oluşturan stellerin Mykenai Kuy u Mezarları üzerindeki stelleri çağrıştırmış olmasıdır. Bu nedenle, stellerin ya da kabaca yontulmuş taşların Mykenai mezarları üzerine, bunların yerlerini belirtmek amacıyla konulduğunu düşünmek mümkündür. Öte yandan, gerek tholos mezarların dromosunda gerekse birçok mezarların etrafında ele geçen hayvan kemikleri de, ölünün şerefine mezar çevresinde kutlanan bir cenaze töreninin varlığını gösterebilir. Hatta, yine mezarlarda ele geçen vazolar, benzeri bir gömme seramonisinde içki kurbanı (libasyon) uygulamasının yapıldığını vurgulamış olmalıdır. Bu ise Akhilleus’un  Patroklos için yaptığı içki kurbanı adetini anımsatmaktadır.

Öte yandan, kazılarda ele geçen insan, köpek ve at kemikleri de 3 5,bunların mezar sahibi ile birlikte öldürülüp gömüldüklerini göstermiştir. Ancak, bu buluntuların Mykenai Çağında bir insan kurbanı adetini göstermiş oldukları hakkında kesin bir yargıya izin verdikleri söylenememektedir . Bununla birlikte, bu konuda destanlardaki adetlerle bir çelişki söz konusu değildir. Tersine paralellik gözlemlenmektedir. Yine destanlarda işaret edildiği gibi, ölülerin giyimli  olarak gömüldüklerini mezarlarda ele geçen düğmeler ve altın süslemeler göstermiştir. Bunun yanı sıra, gerek Dendra tholos mezarında gerekse Mykenai mezarlarında yakılmış olarak bulunan nesneler, ara sıra ve belki özel nedenlerle, destanların da işaret ettiği gibi, eşyaların yakıldığını da açığa çı­karmıştır. Ancak, destanlarda özellikle Patroklos’un gömülmesi olayında göründüğü gibi, gömmeyi izleyen oyunlardaki araba yarışlarının Mykenai Çağındaki arkeolojik kanıtını bulmak kolay olmamaktadır.

Gerçi, mezar stelleri üzerindeki savaş arabası sahneleri bununla ilgili tutulmuşsa, bu toplumun savaşçı görünümünü de ima edebilir. Özetle, Homeros destanlarında anlatılanlarla arkeolojik kazı malzemesinin ortaya koyduğu tablo genelde değerlendirilecek olursa, şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

1- Destanlar Hellas Aka’larınm ölülerini yaktıklarını söylüyorsada, arkeolojinin bu konuda ortaya çıkardığı tablo genellikle “yakma-dan gömme” âdetidir. Bununla beraer, tek tü k örneklerde de kalsa “yakma ” âdeti uygulanmıştır. Bu nedenle, destanlar öyle bir adeti aktarırlarken, tüm M.Ö. II . binyılın genel gömme uygulamasını değil, fakat çağın gerçeği olan bir noktayı yansıtmaktadırlar.

2- Homeros destanlarında kahramanlar, cesedin yakıldığı odun yığını üzerinde yapay tepecikler yükseltmişlerdir. Aynı şekilde, tholos mezarları üzerine de çapı büyümüş olarak toprak yığıldığı bir gerçektir.

3- Destanlarda mezarların üstüne dikildiği söylenen stel ya da kaba taşlar, arkeolojik anlamda örneğini bulmuş olarak, Aka’lar için mezar yerlerini belirlemeye ve daha sonraki kuşaklarca anılmaya yarar işaretler olmuştur.

4- Yine destanlarda ölüye ait kişisel eşyalardan bazısı cesetle birlikte yakılmıştır. Aynı şekilde, M.Ö. II. bin yılda gerek Truvada (Troia) gerekse Hellas’da bu türden nesneler ölü ile birlikte gömülmüş, bazen de yakmıştır.

5- Hem destanlarda hem de M.Ö. II . bin yılda, arkeolojinin gösterdiği şekilde, ölünün şerefine cenaze şölenleri düzenlenmiştir. Ayrıca, gerek destanlarda gerekse söz konusu dönemde yine ölülerin onuruna, onlara öte dünyada eşlik etmek üzere insan ve hayvan kurban edilmiştir.
Bunun yanısıra, her ikisine de ortak olmak üzere, ölü için libasyonlar yapılmıştır.

6- Destanların Truva (Troia)’lılar için geçerli olduğunu söylediği “yakma” adetinde ise tam bir tutarlılık vardır. Gerçekten, Anadolu kültürü bu adeti, Gedikli örneğinde görüldüğü üzere, M.Ö. III . bin yıldan itibaren tanımaktadır. O halde, destan geleneği “yakma ” adetini Hellas’daki örneğine göre değil, Anadolu’daki Truva VI ya da Truva VI I A- örneğine göre alıp yansıtmış olabilir. Nitekim, destanlarda geçen başka kültür ögelerinin örneğin, surlar ve megaron ev tipi  incelenmesi de bu konuda destekleyici sonuçlar verecektir.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz