HOŞGELDİNİZ 09 Aralık 2016

Kırklareli Eşkıyalık Faaliyetleri

Mühimme Defterlerine Göre Vize Sancağındaki Eşkıyalık Faaliyetleri

kırklareli eşkiyaOsmanlı Devletinde kargaşa ve karışıklıklar, XVI. yüzyılın ortalarından itibaren özelikle Sultan Süleyman’ın oğulları arasındaki taht kavgalarıyla başlamıştır. Yüzyılın sonlarına doğru ekonomik ve siyasi şartların etkisiyle ortaya çıkan başı boş insanlar, eşkıya gruplarının meydana gelmesine sebep oldu. Levend-at denilen bu küçük çeteler Celali adıyla bilinen büyük eşkıya çetelerinin temelini oluşturdular. Bununla beraber yerleşik hayata geçmemekte direnen aşiretlerin iskanı da devleti oldukça uğraştırmaktaydı.

Osmanlı Devletinde gözlemlenen bu sosyal rahatsızlıklar tüm Anadoluyu derinden etkilemiştir.  XVI. yüzyılın sonlarına doğru uzayan savaşlara katılan dirlik sahiplerinin uzun süre bölgelerinden ayrı kalmaları o bölgelerde otorite boşluğu meydana getirmiş ve asayiş sorunlarının yaşanmasına zemin hazırlamıştır. Bunlara ilaveten devlet idare-sinin zayıflaması, sefer masraflarını karşılamak için halktan ağır vergilerin alınmaya başlanması da eşkıyalığa sebep olan diğer faktörler olarak ön plana çıkmıştır

Osmanlı Devletinin gücünün zirvesinde olduğu klasik devirde bu tür isyan ve eşkıyalık hareketlerine sebep olabilecek unsurlar kolayca bertaraf edilebilmesine rağmen XVI. yüzyılın sonlarına doğru artık bu gibi durumlar devletin taşradaki otoritesini derinden sarsmaya başlamıştır. Eşkıyalık hareketleri çoğunlukla devletin güçsüzlüğünü göstermekle beraber bazı durumlarda menfaatine de hizmet etmiştir. Zira merkeziyetçi bir yapıya sahip olan devlet, ilgili yerdeki otoritesini sağlamlaştırmak için kimi zaman toplumsal huzursuzluklarla muhalefet hareketlerini kendi lehine kullanmayı başarabilmiştir. Devlet  anarşi tehdidini canlı tutarak içinde bulunduğu olumsuz durumu baskı aracı olarak da kullanmıştır. Dolayısıyla Osmanlı Devleti kendi iç dinamiklerini harekete geçirme ve gücünü sağlamlaştırma adına bu tür asayiş problemlerini de kullanmıştır. Vize sancağında XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren meydana gelen eşkıyalık olaylarının tespitinde ana kaynak olarak mühimme defterleri kullanılmıştır. Bu defterler, Divan-ı Hümayûn toplantılarında müzakere edilen devletin iç ve dış meselelerine ait siyasî, askerî ve XVI. Yüzyılın İkinci Yarısında Vize Sancağında Eşkıyalık Faaliyetleri (1553-1574) iktisadî alanda önemli kararların kaydedildiği defterlerdir.

Mühimme defterleri ferman, beratneme gibi belgelerin suret ve müsveddelerini ihtiva etmekte olup, diplomatik kurallara göre yazılmışlardır. Bu defterlere mühimme adının verilmesi XVII. yüzyılın ortalarında şikayet türü ahkamın ayrılması sonrası olmuştur. Tetkik ettiğimiz mühimme defterlerindeki eşkıyalık ile ilgili hükümler, asayiş ile ilgili meseleler hakkında gönderilmiş olup bölgenin içtimai ve iktisadi yapısı ile ilgili önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Vize sancağındaki eşkıyalar mühimme kayıtlarında çapulcu, harami, hırsız, serkeş, ehl-i fesad, ehl-i fesad levent taifesi gibi isimlendirmelerle geçmektedir. Bu nitelendirmeler, eşkıyaları ve eşkıyalıklarının mahiyetini açıklar niteliktedir. Böylelikle bu kişiler ve işledikleri suçlar, hukuki olarak adi vakalardan ayırt edilmektedir.

Vize sancağındaki eşkıyalık hareketlerini konu alan bu çalışmamızda, Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde kayıtlı 1 ile 26 numara arasındaki mühimme defterlerindeki hükümler esas alınmıştır. Bu çerçevede 1553 ile 1574 yılları arasındaki 21 yıllık süreçte kayıtlara geçen önemli eşkıyalık olayları bağlamında Vize sancağındaki asayiş problemleri ele alınmıştır. Vize sancağı Rumeli Beyler beyliğine bağlı bir sancak olup, Gelibolu’dan sonra Rumeli eyaletinde ikinci sancak merkezi olmuştur. Doğu Trakya, Osmanlı Devleti tarafından tamamen fethedilmesinden sonra yeni idari taksimatta Vize, Kırk kilise ve Çirmen olmak üzere üç sancağa ayrılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman devrinde Vize sancağı, Rumeli vilayetine bağlı otuz üç sancaktan biridir. Kanuni devrinde tanzim edilen 1530 tarihli muhasebe-i icmal defterine göre Vize livası; Vize, Pınarhisar, Kırk kilise, Hayrabolu, Baba eskisi, Bergoz, Çorlu, Silivri, Hasha-i İstanbul kazaları ile Hatunili nahiyesinden müteşekkildir. 1539 tarihli Vize livası ve köylerinin nüfus ve hasılatını ihtiva eden mufassal defterin baş sayfasında, yine 1530 tarihli defterde olduğu gibi 9 kaza ve 1 nahiye kayıtlıdır. 1568 tarihli icmal defterinde ise yukarıda yazılan kazalara Hasköy kazası da eklenmiştir. XVI. yüzyılın ortalarından sonra artan eşkıyalık faaliyetleri için Vize ve çevresi bulunduğu dağlık coğrafi konumdan dolayı oldukça elverişli bir konumda idi. Özellikle Yıldız Dağlarının eteklerinde bulunan Vize bölgesinde takibe uğrayan eşkıya kolayca kaçıp kurtulmakta, izini kaybettirip hürriyetini eksiksiz olarak yaşadığı bir ortam bulmaktaydı. Fırsat bulduğu ilk anda ise alışageldiği üzere serkeşlik, zorbalık, soygun ve cinayet gibi kanuna aykırı fiiller işlemekteydi. Eşkıyanın bu tür hareketlerinin önlenmesi için mahalli idarecilere sık sık hükümler gönderilmekteydi. Mesela 1559 tarihli Vize beyine ve kadısına gönderilen bir hükümde, Vize dağlarında toplanarak cinayet ve serkeşlikte bulunan eşkıyanın ele geçirilip haklarından gelinmesi istenmiştir. Yine 1559 tarihli Kırk kilise beyine gönderilen bir hükümde de Kızılağaç Yenicesi köylerindeki eşkıyanın ele geçirilmesi emredilmektedir. Vize sancağı kadılarına gönderilen 1565 tarihli bir hükümde, sancak genelinde Çingene, Levend ve Tatar taifelerinin ırgatlık vb. sebeplerle bölgedeki korularda toplanıp silahlanıp atlara binerek köy köy dolaştıkları, halkın hizmetkar ve cariyelerini ayarttıkları, mallarını aldıkları ve evlerini yaktıklarına dair halkın şikayette bulunması üzerine hiç kimsenin kefilsiz levend istihdam etmemesi ve altı aydan fazla ırgat kullanmaması, fesat çıkardığı sabit olan levendlerin de yakalanıp küreğe gönderilmeleri istenmiştir. Yine 1565 tarihli bir mühimme kaydında Vize livasında hırsızlık ve harâmilik suçlarının çoğunlukla ırgat tâifesi tarafından işlendiği anlaşıldığından hiç kimsenin kefilsiz ırgat istihdam etmesine izin verilmemesi emredilmiştir.

1568 tarihli bir Silivri kadısına gönderilen bir hükümde ise ehl-i fesad levend taifesinden suçları sabit olanların haklarından gelinmesi; ayrıca halka, kefilsiz ırgat tutmamaları hususunda tenbihatta bulunulması istenmiştir. Bölgede yaşanan asayiş sorunları ile ilgili olarak sadece mahalli idareciler sorumlu tutulmaz, bazı durumlarda merkezden gönderilen devlet görevlileri de vazifelendirilmekte, yerel idarecilerden kendilerine yardımcı olmaları istenmekteydi.

Mesela 1567 tarihli bir hükümde siyaset olunan Çingene Kara Hızır adlı haraminin yoldaşlarından olan şahısların yakalanması için Evren Çavuş’un görevlendirildiği, bunların yakalanmasında bölge kadılarından, Evren Çavuş’a gerekli yardımda bulunmaları emredilmiştir. 1570 tarihli Kırkkilise Beyine gönderilen bir hükümde ise bölgedeki fesad ehlini tutup küreğe konulmak üzere İstanbul’a göndermeye memur edilen dergah-ı âli çavuşlarından Hüseyin’e gerekli muavenette bulunması istenmiştir.

Vize sancağında halka yapılan zulümler sadece eşkıya taifesi tarafından değil, bölgede vazifeli devlet görevlileri tarafından da yapılmıştır. 1565 tarihli bir hükümde, gemi inşası için ağaç tedarikiyle Vize ve Çorlu’da görevlendirilen Hüseyin Çavuş ve adamlarının halka eziyet ettikleri yolundaki iddiaların Vize ve Çorlu kadıları tarafından tahkik edilmesi istenmiştir.

Yine 1568 tarihli Kırk kilise kadısına gönderilen bir hükümde ise, Kırk-kilisede, koyun emini Mahmud Çavuş’un görevinde yolsuzluk yaptığı ve halka zulmettiği duyulduğundan teftiş edilip haksızlığa uğrayanların haklarının alınması emredilmiştir. 1571 tarihli Kırk-kilise beyine ve kadısına gönderilen
bir hükümde de Gani adlı bir şahsın 260 akçesini zorla alan, birçok kimseye zulmeden sipahi Süleyman’ın asker toplama vazifesinden azledildiği, başkalarına verdiği zararın da kendisinden tazmin ettirilmesi istenmiştir.

1564 tarihli Vize beyine gönderilen bir hükümden anladığımız kadarıyla Vize sancağında bulunan devlet görevlilerinden eşkıyaları himayeleri altına alan ve davalarının görülmesine mani olan yeniçeri sipahi vb. her kim olursa olsun isimlerinin bildirilmesi dahi Vize beyinden istenmiştir.

Bu örneklerde de görüldüğü üzere devlet zorbalık yapan kamu görevlilerine hiçbir surette göz yummamıştı.Vize sancağı genelinde halktan bazı kişilerin kendilerine devlet görevlisi süsü vererek eşkıyalık yaptıklarına da rastlanılmaktadır. Bu hususta 1564 tarihinde Vize beyine gönderilen bir hükümde, Vize sancağında sipahi gibi ata binip gezen ve Müslümanların mallarına zarar veren ehl-i fesadın hapsolunması emredilmiştir.

Yine 1569 tarihli diğer bir mühimme kaydında da Bergos kazasına tabi Salık karyesinden Muharrem adlı şahsın, levend suretinde silahlanıp, ata binip, Müslümanlara zarar verdiği haberlerinin tahkik edilmesi, bu haberler şayet doğru ise İstanbul’a gönderilmesi istenmiştir.

1571 tarihli Silivri kadısına gönderilen bir hükümde, bazı ehl-i fesadın kendisini devlet görevlisi olarak tanıtıp kürekçi yazma bahanesiyle birçok kimsenin hayli paralarını aldıkları bildirildiğinden bu şahısların yakalanmaları emredilmiştir.

Yine buna benzer bir olayda 1571 tarihli Silivri kadısına gönderilen bir hükümde, Silivri kazasında bazı kimselerin küreğe adam lazımdır diyerek halktan kişilerin paralarını aldıkları, bu fesadı işleyenler yeniçeri ise isim ve resimleriyle bildirilmesi talep edilmiş, yeniçeri değil ise İstanbul’a gönderilmesi istenmiştir.

Osmanlı Devletinde eşkıyalık faaliyetlerine girişen kimselere devletin farklı cezalar verdiğini görmekteyiz. Mesela 1559 tarihinde Çorlu kadısına gönderilen bir hükümde, eşkıyalık, hırsızlık ve adam öldürme suçlarını işleyen bir Arap’ın mahallinde siyaset edilmesi emredilmektedir.

Yine 1559 tarihli Vize beyine gönderilen bir emirde cinayete karışan eşkıyanın ele geçirilip haklarından gelinmesi istenmektedir. Ancak tetkik konumuzla ilgili dönemde idam cezasına dair az sayıda hükmerastlanılmıştır. Belgelerde“siyaset edilme”,veya “haklarından gelinme” gibi ifadelerle belirtilen idam cezası askeri olsun reaya olsun daha çok, suçları sabit olanlara uygulanmaktaydı. Bazı durumlarda merkezi idare suçu sabit olanların cezasının mahallinde uygulanmasını istememekte, eşkıyanın İstanbul’a gönderilmesini talep etmektedir. Bu husus tetkik ettiğimiz mühimme kayıtlarında“südde-i saâdetüme gönderilmesi”, “dersaâdetüme gönderilmesi”veya “İstanbul’a gönderilmesi” şeklinde ifade edilmektedir. Mesela 1571 tarihli bir hükümde Kırk kilisenin Çiftlik köyünde birçok suça karışan ve tutuklu olduğu hapishaneden kaçan Ganioğlu Sefer’in bulunup İstanbul’a gönderilmesi emredilmektedir. Yine 1571 tarihli Bergos kadısına gönderilen bir emirde cürmü sabit olanların sicilleriyle beraber Südde-i Saâdete gönderilmesi, 1574 tarihli Kırk kilise beyine ve kadısına gönderilen bir hükümde ise tahrir memuruna hakareteden Kırk kilise Çingenelerinden suçu sabit olanların dersaâdete gönderilmesi istenmiştir.

Vize sancağında eşkıyalık faaliyetlerine karışanlara uygulanan bir diğer ceza çeşidi ise kürek cezasıydı. Bu ceza türü kayıtlarda “küreğe konulması” şeklinde geçmektedir. Genellikle suçlular, küreğe konulmak üzere İstanbul’a gönderilmekteydiler.

1572 tarihli Silivri kadısına gönderilen bir hükümde, kemendcilik ile meşhur olan ve kürekten gelen Mahzar oğlu Hüseyin’den tekrar şikâyet olunduğundan teftiş edilip su-i hali var ise tekrar küreğe gönderilmesi emredilmektedir.

1574 tarihli Kırk kilise kadısına gönderilen bir mühimme hükmünde ise Boğdan’a gitmekte olan dergâh-ı mualla çavuşlarının Paşa karyesinde dövüldükleri, suça karışanların küreğe konulmak için İstanbul’a gönderilmesi istenmektedir. Tetkik ettiğimiz mühimme kayıtlarında suçları sabit olan eşkıyanın bir diğer cezalandırma şekli hapsedilmek-tir. Eşkıyanın tutulması ve tutuklanması anlamında “derdest edilmesi” tabiri kullanılmaktadır. 1573 tarihli Silivri kadısına gönderilen bir hükümde, Silivri kazasının Halkalu köyünde Sipahi Mürvet’in evini basıp adamlarını öldüren Zımmilerden Bostancı Poli’nin derdest edilmesi emredilmektedir.

Yukarıda bahsettiğimiz mühimme kayıtlarından da anlaşılacağı üzere Vize ve çevresi önemli oranda eşkıyalık faaliyetlerinin gerçekleştiği bir bölge konumundadır.

SONUÇ: Rumeli eyaletinin en önemli sancaklarından biri olan Vize sancağı, imparatorluğun başkenti olan İstanbul’a yakınlığı itibariyle önemli bir stratejik konumda bulunmaktaydı. Rumeli bölgesinde Gelibolu’dan sonra ikinci sancak merkezi olan Vize, bulunduğu konum itibariyle İstanbul ile Balkanlar arasında bir köprü vazifesi görmekteydi. Buna ilaveten Vize bölgesi Osmanlı Devletinin batı’ya yapmış olduğu seferlerde önemli bir üs durumundaydı.

XVI. yüzyılın ikinci yarısında Vize sancağında meydana gelen eşkıyalık faaliyetlerini ele alan bu çalışmada, Vize ve çevresinin sahip olduğu dağlık coğrafi konumdan dolayı eşkıyalık faaliyetleri için oldukça elverişli bir durumda olduğu tespit edilmiştir. Bununla beraber bu eşkıyalık faaliyetlerinin devletin meşruiyetine yönelik birhareket olmadığı ortaya konulmuştur. Bölgede meydana gelen eşkıyalık olaylarının  daha çok şahsi çıkar ve menfaat amacına yönelik hareketler olduğu görülmektedir…

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz