HOŞGELDİNİZ 03 Aralık 2016

Neolitik, Kalkolitik Ölü Gömme

Bu bölümde mezar ya da mezarlık temelinde incelenen ölü gömme  ritüellerinin, mezarların konumu, mezar tipi, gömü tarzı ve mezar armağanı olarak nitelendirilebilecek objelerin, ölü gömme geleneğini oluşturmadaki etkileri
incelenecektir.II.1: Mezar ve Mezarlıkların Konumu:
Ölüden ve ölümden korkma pek çok toplumda mevcut olan ve önlemler
alınan bir konudur. Özellikle ölünün bedeni ve zaman içinde çürümesinin de yarattığı
durum bu korkunun tam merkezinde yer almaktadır. Ölü ve ölüme karşı duyulan
korkunun kontrol altına alınmasına dair önlemler arasında nekropollerin şehir
merkezlerinden uzak alanlara konması ve mezar anıtlarının çıkış yönlerinin evlerin
olduğu tarafa bakmaması sayılabilir.  Pek çok toplumda ölünün nereye konulacağı
önemli bir konudur ve o toplumun ölüm ve ölüye bakış
ı ile yakından ilişkilidir. Bazı toplumların inancında ölen kişi ölüler dünyasına gitmekle bu dünyada fiziksel olarak
sadece bir mezar ve içindeki kalıntılarını bırakmakta iken bazı toplumlarda ölülerin
toplumun üyeleri olarak varlıklarını sürdürmeye devam ettiğine inanılmıştır. Ölünün
nereye konulduğunun incelenmesi o toplumun ataları, çevresi ve bu çevredeki
hayatına dair inanışlarıyla ilgili bilgi veren en belirgin etkinliktir.Yunan ve Roma dünyasında genel olarak gözlenen kent dışına gömme  adeti tüm
antik coğrafyalar için geçerli bir uygulama değildir. Attika‟ya oldukça yakında yer
alan Sparta‟da ölülerin bazı dönemler kent merkezlerinin içinde gömülmesi buna bir
örnek teşkil etmektedir.
42). Bu farklılık da ölü gömmenin ilk olarak
görüldüğü dönemden, bir başka deyişle Orta ya da Üst Paleolitik Çağ‟dan beri
görülen bilinçsel ve toplumsal gelişimde karşılığını bulmaktadır.
Bu bağlamda intramural ve extramural ölü gömme kavramlarının
ne anlama geldiğini incelediğimizde bu incelemelerdetek eksik yanın hem yerleşimi hem de varsa
mezarlık alanı arkeolojik çalışmaya konu olmuş, bir başka deyişle kazı çalışması
gerçekleştirilmiş yerlerin azlığı olduğunu söyleyebiliriz.Eski çağlarda ölüler bazen yerleşme yerinin içinde (intramural), bazende
dışında (extramural) özel mezarlıklara gömülmekteydiler. Yerleşme yerlerinin içinde
yapılan gömülerde cesetler çoğu kez evlerin bir odasında taban altına ya da yerleşme
yerinin boş yerlerine gelişigüzel bir biçimde gömülebilirlerdi. Bu yüzden bir
yerleşme yerinin kazısı sırasında sık sık mezarlara da rastlanılabilmesi olasıdırİnsanoğlunun ölüsünü gömmeye başladığı Orta/Üst Paleolitik Çağ‟dan
itibaren benimsediği ilk uygulama Şanidar örneğinden anlaşılabileceği gibi ölüsünü
yaşadığı yerde alı koyması, kendisiyle beraber sanki yaşıyormuşçasına ona gereken
özeni göstermesidir. Olasılıkla “Ata Kültü” ile bağlantılı bu uygulam
a, Neolitik Çağ‟a kadar devam etmiş ve giderek yerini yerleşimden ayrı, ancak yerleşimin
yanında ya da yakınında bir ölüler kenti oluşturmaya bırakmıştır. Hemen burada
belirtmek gerekir ki zaman zaman arkeologlarca yerleşim içi mezarlıkla benzer
görülen bir kavram daha vardır. “Yerleşim yanı mezarlık” olarak adlandırılan bu
kavram konum açısından sanki üçüncü bir tip mezarlık varmış gibi de
algılanmaktadır. Ancak, özellikle Erken Tunç Çağı mezarlıklarına baktığımızda
yerleşim yanı mezarlık kavramının aslında gerçekçi olmadığıve bu uygulamayı
intramural uygulamanın bir benzeriymiş gibi algılamanın yanlış olabileceği ortaya
çıkmaktadır (

Özellikle kentleşme ya da merkezileşmenin görülmeye başlandığı zamanlarda Anadolu‟nun hemen her yerinde stratejik konumu ya da doğal kaynaklara hakimiyetine göre bazı yerleşimlerin yüzölçümü olarak
büyümesini beraberinde getirmiş ve bu büyüme Karataş/Semayük gibi yerleşimlerdeki ekstramural mezarlık alanlarının zaman zaman yerleşimle neredeyse iç içe kalması sonucunu doğurmuştur

Anadolu‟nun genelinde Kalkolitik Çağ‟da hem intramural hem de
ekstramural ölü gömme uygulaması ile karşılaşılmaktadır. Örneğin, Norşuntepe‟de
intramural ölü gömme uygulaması varken, Alişar‟da her ikis
i bir arada görülebilmektedir. Hacılar‟da ise az sayıda intramural mezarın ortaya çıkması
ekstramural bir mezarlık alanının olabileceği şeklinde yorumlanmaktadır (Mellaart

Yümüktepe‟de intramural ölü gömme bulunduğu bildirilirken,
Gözlü kule için yorum yapılmamaktadır. Kuruçay‟da ise, Geç Neolitik ve Erken
Kalkolitik çağlarda intramural ölü gömme uygulamasının varlığı kanıtlanırken, Geç
Kalkolitik ve Erken Tunç Çağda ekstramural uygulamaya geçildiği, yerleşim yerinin
kazısında mezar çıkmamasından anlaşılmaktadır
. Kısacası, aşağıda daha ayrıntılı inceleneceği gibi “Kalkolitik Çağ‟dan itibaren Anadolu‟da ekstramura

gömü geleneği bulunmakla birlikte, intramural gömü de tümüyle terk edilmemekte
hatta Erken Tunç Çağ‟da ikisi bir arada görülmeye devam etmektedir” yorumunu yapmak olasıdır.
İntramural gömü uygulaması yetişkinler için nadiren yapılmakta buna karşın
çocuk ve bebek gömülerinde ise sayıca fazlalığı dikkat çekicidir. Çocuk ve bebeklerin intramural olarak gömülmesini
bunların küçük, korunmasız ve aciz olarak algılanmaları ile açıklamak olasıyken yetişkinlerin az sayıdaki intramural mezarları için bir açıklama getirmek oldukça zordur.
Prehistorik dönem topluluklarının dinlerini ve bu dinin gereklerinin yerine getiril
mesi için yapılması zorunlu ritüelleri tam olarak bilemesek de, antropologların
ve sosyologların günümüz „ilkel‟ toplulukları gözlemleyerek elde ettikleri bulgulardan yola
çıkıp geliştirdikleri kuramlardan yararlanarak intramural çocuk gömülerinin nedenler
i üzerine öneriler geliştirmek olasıdır. Ancak unutulmaması
gereken temel nokta, bu çağlarda yaşayanların yaşam sürelerinin günümüze göre
daha kısa olduğu ve çocuk ölümlerinin oransal olarak fazla olduğu gerçeğidir.
Yerleşiklik ve ata kültü arasında bir ilişki olabileceğini göz önünde bulundurarak,
insanoğlunun Akeramik Neolitik Çağ‟dan itibaren yerleşik yaşama geçtiği
söylenebilir. Yerleşik yaşama geçişin bütün zorluklarına karşın sağladığı bazı
kazançlar da vardır. Bunların başında daha büyük toplumsal gruplar halinde yaşamak ve bu yaşam sırasında özellikle çocuklu kadınların, yani annelerin avcı göçer yaşamda olduğu gibi toplulukla beraber göç ya da hareket etmemesi ve buna bağlı olarak çocuk ölümlerinin görece azalması ile besin kaynaklarının daha iyi
denetlenebilmesi gelmektedir.

Dolayısıyla birbirine bağlı olarak artı ürünün ve nüfusun artması yerleşik yaşamın getirdiği bir kazançtır. Artan nüfus daha fazla iş gücü, daha fazla iş gücü
de daha çok artı ürün anlamına gelmektedir. Bu
nedenle
de her bireye topluluk içinde işgücü olarak ihtiyaç vardır ve çocuklar
geleceğin işgücü yatırımlarıdır. Bu nedenle her çocuk ya da bebek ölümü topluluğun
seküler yaşantısı için bir kayıp olarak algılanıyor olabilir. Bunun yanı sıra topluluğun
dini inançlarında ilk başlarda ata kültünün üstlendiği verimlilik ve bereketin giderek
ana tanrıçada simgelenen yeni bir inanışa devredilmesi ve ana tanrıça
verimlilik arasındaki ilişki verimliliği sağlayan işgücünün artmasında da kendini
göstermektedir
Dolayısıyla çocukları gelecekteki potansiyel işgücü olarak görme ve bir
yaştan sonra bunların topluluk içinde artık sadece tüketen değil, üretime yardımcı
olabilecek güce eriştiklerini „ilkel‟ toplumlarında da görülen,
bir çocuğun artık yetişkin ya da ergin olarak kabul edildiği ve zaman zaman bir törenle topluluğa dahil edildiği yaş,
bu sınırı oluşturur. Antropolog ve sosyologların erginlenme ritüelleri
bağlamında en çok inceledikleri ve üzerinde durdukları grup kız ya da erkek çocuklar
olup, onların çocukluk statüsünden çıkıp yetişkin statüsüne geçişleri bir başka deyişle
cinsel faaliyet ya da evliliğe yetili toplum üyeliği bu geçişin temelini oluşturur
Ayrıca hemen her antropolojik incelemede karşılaşılan
bir olgu da, çocukluktan yetişkinliğe geçişle ilgili erginlenme törenlerinin bir ölüm
ve yeniden doğuş olarak kavranması ve küçük bir çocuğun doğaüstü tehlikelere
özellikle açık olduğuna inanıldığının belirlenmesidir İşte yukarıda açıklanmaya çalışılan bu yaş sınırı aslında ergin, üretken olanla halen yetişkin kabul edilmeyen ve dolayısıyla üretken olmayıp
potansiyel üretici, şimdilik tüketici ve bu nedenle korunmaya muhtaç olanlar arasındaki sınırdır. Bu
yaşı aşamayıp ölenler bu nedenle yerleşim içine, diğerleri ise yerleşim dışındaki
mezarlara gömülmüş olabilirler.
İntramural gömü denilen uygulamanın uzun bir süre devam ettiği de
arkeolojik kanıtlardan bilinmektedir. Ancak intramural ölü gömme uygulamasının bir
süre sonra tedrici olarak yerini yerleşim dışı ölü gömme uygulamasına bıraktığı
gözlenmektedir. Akeramik Neolitik Çağ‟ın sonlarından itibaren başladığı
saptanabilen yerleşim dışı gömü giderek en geçerli uygulama olarak bugün de devam
edecek şekilde insanoğlunun toplumsal yaşamında yerini almıştır.
Ata kültünün varlığı ve ölmüş atalara olan inanç ve saygı, insanoğlunun
yerleşik yaşantıya geçişinde rol oynayan öğelerd
en biri olarak kabul edilebilir.
Ata toprağının kutsallığı, o toprakların orada yaş
ayanlara ait olduğunun meşrulaştırılması için bir araç olabilir. Bu da aynı yerde sürekli yaş
amayı gerektirecek, avcı toplayıcı yaşam ve yerleşiklik, Akeramik Neolitik evrede devam edecek ve M.Ö. 11.000‟de
besin üretimi evresine geçiş, hayvanların evcilleştirilmesi ve tarımsal üretimin ivme
kazanması yerleşik yaş
amı pekiştirecektir. Bu sırada, belki de insanoğlunun ata kültünün yanı sıra zaten antropomorfik düş
üncesi sayesinde kendi soyut dünyasında var olan doğa ile ilgili kişileştirmeler ve kaynağını ata kültünden değil de, doğadan alan tanrısal kavramlar ön plana çıkmaya başlamış olabilir.
Bunun sonucu olarak ata kültünün yerini dine
bıraktığını ya da bereketlilik kavramını ana tanrıça kültüne
devrettiğini belirtmek olasıdır. Ancak
burada unutulmaması gereken nokta ata
kültünün de yaşanılan toprakların sahiplenilmesini meşrulaştırma aracı olmasının
yanı sıra zaten bereketlilikle de ilişkisinin bulunduğu olgusudur
Bunun nedenlerini ve dinamiklerini tam olar
ak bilemesek de bazı çıkarımlar yapmak olasıdır.
Öncelikle yerleşimin kendisinin,atalardan devir alındığı
ve bu yerleşimin kendilerine ait olduğunu meşrulaştıran ata kültünün sadece yerleşim
içi gömüyle kendini göstermesi belki de tarımsal üretimin başlamasıyla kendilerine
ait olan alanının sınırlarının genişlemesini getirmiş
ve bu sınırları belirleyici olgunun
yine ata mezarları olması gerekliliği yerleşim dışında da gömü yapma düşüncesini
ortaya çıkarmış olabilir.
Bu da bize Akeramik Neolitik Çağ‟da da neden yerleşim dışı
gömü olabileceğini açıklamaktadır.
İntramural ölü gömme uygulamasının da yerini tarımsal üretimin artışıyla
bağlantılı olarak yavaş yavaş ekstramural ölü gömme uygulamasına bu dönemin yani
neolitiğin sonlarında bırakmaktadır. Bundan son
rasında MÖ 2.binyıla kadar ekstramural ölü gömmenin yanında azalarak devam edecek olan intramural ölü
gömme giderek terk edilecek ya da sadece çok önemli, toplumsal statüsü yüksek
veya toplumun geri kalanından farklılığı olan bireyler için uygulanarak günümüze kadar gelecektir.

 

Mezar Çeşitleri

Eski çağlarda Anadolu‟da çoğu kez normal gömme (inhumasyon), kimi
zamanda yakarak gömme (kremasyon) türünde mezarlarla karşılaşılmıştır.
 Anadolu‟daki mezar tipleri beş ana gruba ayrılmaktadır;
1-Basit Toprak Mezar
2-Kaya Oyuğu ve Kaya Aralığı Mezarları
3-Sandık Mezar
4-Küp Mezarlar
5-Oda Mezar
II. 2. 1: Basit Toprak Mezarlar:
Anadolu‟nun höyüklerde en eski, yani ana toprak üstüne kurulan ilk yerleşmek
atlarında görülen ve varlığını uzun müddet koruyan bu mezar tipine, mezarı
bulunan hemen her kazı yerinde rastlanmaktadır. Mezar çukurunun boyu hocker ve
uzatılmış durumda gömülen bir insanı içine alabilecek uzunlukta olup, derinliği değerine göre 0.20-0.60m. arasında değişmektedir. Çukur düzensiz, dikdörtgen, kare veya elips olup, genişliği 0.30-0.50m. arasındadır.
Toprağa kazılan mezar çukurlarının taban ve yan taraflarında taş ve kerpiçten bir yapı izine rastlanmadığı
gibi üstleri de yalnız çukurdan çıkarılan toprakla örtülmektedir.
En yaygın mezar tipi olan bu tip Hindistan‟dan Çin‟e, Avrupa‟dan Kuzey
Afrika‟ya, Mezopotamya‟dan Anadolu‟ya ve günümüze, her bölgede ve her çağda
vardır. Bu da gösterir ki, ancak küçük ayrıntılarda farklılıkların saptanabileceği
toprak mezarlar her kültürde birbirlerinden etkisizce ortaya çıkmışlardır. Ve
günümüzün en yaygın gömme türü olarak da varlığını sürdürmektedir
Kaya Oyuğu ve Kaya Aralığı Mezarları:
Yerli büyük kaya kitlelerinin tabii oyuk ve aralıklarını da ayrı bir mezar tipi
olarak incelemek mümkündür. Ana kaya üstüne kurulan mezarlık veya iskan
yerlerinin ilk safhalarına ait ölüleri için, mezar çukuru kazılırken ana kayaya
rastlanmakta ve kayanın şekillendirilmesinden vazgeçilerek onun düz olmayan
oyuk ve aralıklarından da faydalanılmaktadır.
Bir kaya odasının mezar olduğuna ilişkin kesin veriler ölü gömmeye ve
kültüne yönelik tasarım ve döşemlerdir. Bunların varlığında sorun yoktur ancak sorun böyle bir döşem olmadığı zamandır. Çeşitli malzemelerden lahitler ve mezarın her yerine konulabilen ölü çömlekleri ve belki
de cesetlerin doğrudan tabana yatırılmış olması gerçeği, mezar işlevini kanıtlayıcı hiçbir ayrıntı içermeyen kaya
mezarları olabileceğini de göstermektedir. Kaya odasının “mezar” olup olmadığının tek göstergesi ölüye ilişkin döşemlerde değildir. Tasarım, işçilik, konum ve giriş
özellikleri de mezara özgü ayrıntılar içerir. Kaya odalarının işlevini saptamaya
çalışırken kullanılan tek ölçüt mezar belirtileri olmamalıdır.
Taştan, ağaçtan ve kerpiçten yapılmakta dikdörtgen ve kare tercih
edilmektedir. Genelde dört tarafı taşla çevrilmektedir. Üzeri bazen kapatılır, bazen
kapatılmaz ve amaç sandık şeklini oluşturmaktır. Sal taşları ile yapılmaktadır. Bir ya
da daha fazla gömü hocker tarzda gömülmektedir.
II. 2. 4: Küp Mezarlar: Anadolu‟da çok sık rastlanmaktadır.
GeçmişiNeolitik Dönem‟e kadar dayanır.
Birey yakılmadan gömülecekse cesedin boyutlarına uygun küpler bulunup
içine yerleştirilir. Birey yakılacak ise daha küçük boyutlu küpler yeterli olur.
Küplerin ağzı genellikle taşla ya da kiremitle kapatılır.
II. 2. 5: Oda Mezarlar:
Taş, kerpiç, ana kayaya açılan odalardan yapılan mezarlardır. Genelde ön
girişleri vardır ve ev şeklindedirler. Üzerleri sal taşı, ahşap ya da dallarla kapatılır
ve yüzeyden görünmezler.
 II. 3: Gömme Biçimi:
Cesetlere iki türlü gömü uygulanır.
II. 3. 1: Ġnhumasyon (Yakmadan) Gömme:
İnsanoğlunun ilk ölüsünü gömmeye başladığı andan itibaren uyguladığı ölü
gömme biçimi olan inhumasyon gömme biçimi; ölü bedenin toprakta açılan çukura
sandık mezar ile yada pitos içine konularak gömülmesi olarak tanımlanır.
Bu mezarlarda bulunan gömüt tipleri birincil ve ikincil gömütler ş
eklinde sıralanabilir.Birincil gömütler; gömütler sırt üstü, yüz üstü, sol ya da sağ tarafa yatırılmış
olabilmektedir. İskeletin pozisyonu, kollar, bacaklar ve kafanın anatomik duruşuna
göre saptanmaktadırİkincil gömütler; birbirleriyle eklemli olmayan iskeletlerden oluşmaktadır.
Ölüm sonrasında ölünün yerden yüksek bir platform üzerinde belirli bir süre
çürümeye bırakılması ve bu sürenin sonunda kemiklerin toplanarak gömülmesi
ikincil gömütlere verilebilecek örneklerden biridir. Çoklu
gömütler genellikle ikincil tip gömüt sınıflamasına girerlerII. 3. 2: Kremasyon (Yakarak) Gömme:
Bu gömü türünde amaç cesedin yakılmasıdır.
Ceset ya odun üzerine
konularak ya da tezekle yakılmış ve ısısı
en yüksek ortalama 1000 C0 ye
ulaşabilmiştir. Kremasyonda odunun cinsi, havanın durumu önemlidir, bu işlem 7-10 25
saat arasında yapılabilmektedir. Kemik çok yüksek ısıda erimeye başladığından
genelde kafatası kemiği, uzun kemikler, dişler, göğüs kafesine ait kemikler bozulmadan
kalabilmektedir. Yanmış kemiğin yanmamış kemikten daha iyi
korunduğu kazılarla ortaya çıkmıştır. Bunun nedeni ateşin konserve görevi
görmesidir. Yakılan ceset gömüldüğü yere göre de renk değiştirmektedir. Örneğin, toprakta arsenik fazlaysa

siyah, tahta parçalarıyla gömüldüyse gri-kahverengi renk
kemikte görülebilmektedir. Asıl renk veren olay ise yanma derecesidir.
I – 200-250 derece ‘de kemikler sarımtırak beyaz veya fildişi.
II -300-400 derece’de kemikler kahverengi ve koyu kahverengi siyah.
III -550 derece’de kemikler gri, gri-mavi.
IV-650-700 derece’de kemikler süt beyaz ve tebeşir rengi .
V-800-950 derece’de kemikler mat beyaz renge döner.
VI -1000-1600 derece’de kemikler erimeye baslar.II. 4: Gömme tipleri:
II. 4. 1: Hocker:
Bu gömü tipinde
gövdenin ekseni ile uyluk kemiğinin
ekseni arasındaki açı 90° den küçüktür ve ayaklar pelvis kemiğine değecek şekilde
yakın durmaktadır.
Diğer bir deyişle büzüşmüş ya da ana rahmindeki pozisyona
getirilerek mezara yerleştirilmesiyle gerçekl
eşen gömü tipidir II. 4. 2: Dorsal:
Bu gömü durumunda ise bacaklar sağa ve sola herhangi bir şekilde bükülme göstermeksizin dümdüz uzanmaktadır. Gövde ile bacak kemikleri arasındaki açının yaklaşık 180° olduğu görülür.
II. 4. 3. Çoklu Gömü:
Birden fazlabireyin mezar içerisinde üst üste ya da
eski bireyin ittirilerek yerine yeni bireyin gömülmesi yöntemidir.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz