HOŞGELDİNİZ 09 Aralık 2016

Rum ve Ermeni Çeteleri, Marmara Bölgesi

Marmara bölgesindeki Ermeni Rum çetelerinin resmi belgelerde geçenlerden bir kısmı. Bölgeleri ve faaliyet alanları..

TODORİ ÇETESİ (rum çetesi)

trakya eşkiyalarıMavri Mira ve Kordus gibi cemiyetlerin çalışmaları ile Marmara Bölgesi’nde birçok çete teşkilatı oluşturulmuştur. Bu çetelerden bazıları, Yunanlı erkânı harp kaymakamı veya miralayı olduğu tahmin edilen ve Şile’de bakkal dükkânı işleten Todori tarafından idare edilmiştir. Todori’nin yönetiminde Kocaeli yarımadasında pek çok Rum çetesi faaliyet göstermiştir. Bu Rum çeteleri, Yunanlılar ve İngilizler tarafından da ciddi manada desteklenmişlerdir. İngilizler ve Yunanlılar vasıtasıyla “Megali İdea”sı çerçevesinde hareket eden çetelere ulaştırılmak amacıyla gönderilen silah, cephane ve mühimmat; Todori’nin bakkal dükkânı aracılığıyla çetelere ulaştırılmıştır. Todori, Şile’nin Yeniköy’ü başta olmak üzere Küçük Bakkalköy, Büyük Bakkalköy ve bölgedeki tüm Rum çetelerinin reisi konumunda hareket etmiştir. Ayrıca İzmit yöresindeki Ermeni çeteleri ile Gebze’de faaliyet gösteren Rum çeteleri de Todori’nin liderliğindeki çetelerle işbirliği yapmışlar, Yunan-Patrikhane hesabına faaliyetlerde bulunmuşlardır. Çakır Yorgi, Karabacak ve Anesti Kaplan gibi çete reisleri Bakkal Todori’den aldıkları emirler doğrultusunda Şile, Yeniköy, Küçük ve Büyük Bakkalköy, Pendik, Anadolu Hisarı ve Bostancı dolaylarında Türk halkına her türlü fenalığı yapmışlardır. Çeteciler, İngilizler ve Yunanlılardan elde ettikleri vesikalarla İstanbul şehir merkezinde rahatça dolaşma imkânı da bulmuşlardır. 4 Mart 1919’da Bostancı’ya kadar gelip iki Türk’ü öldürmüşler, daha sonra Pendik ve Kartal havalisinde pek çok cinayet işleyip iki Türk kızını dağa kaldırmışlar, altı Türk çocuğunu da katletmişlerdir. Bakkal Todori’nin liderliğini yaptığı çeteler, Gebze’nin Mudarlı köyünde iki erkek çocuk ile iki yetişkini başlarını parçalamak suretiyle öldürmüşlerdir66. Yine Çakır Yorgi çetesi, Kartal Jandarma Kumandanı İzzet Bey’i katletmiştir. Bu çeteciler işledikleri suçtan dolayı sorguya dahi alınamamışlardır67. Milli Mücadele’nin başarıya ulaşmasında pek çok hizmeti olan Bulgar Sadık, hatıralarında Şile Belediye Başkanı Ali Efendi ile bir mülakatını aktarmış ve Ali Efendi, Şile halkının içinde bulunduğu durumu şu cümlelerle ifade etmiş ve Todori hakkında şunları söylemiştir: “Şile, Karadeniz’in karalara bürünen bu yeşil kasabası bize zindan oldu. Bir musibettir başımıza geldi. Mal, can ne ise amma, ille ki ırz emniyetsizliği bize çok ağır geliyor. Böyle kalacak değil bu işler. Kurtuluş muhakkak, fakat biz görebilecek miyiz bilmem? İşgalci devletlerin askerlerinden çektiğimiz yetişmiyor gibi bir de yerli nankörler çıktı başımıza. Mavri Mira denilen cemiyete mensup hainler kasabamızı teşkilat merkezi yaptılar. İstanbul’dan gelen ve İslam halka, daha şimdiden yan gözle bakmaya, fırsat buldukça ağır hakaretler yapmaya başlayan bir sürü alçak, Bakkal Todori’nin evinde sık sık görüşüyorlar. Aldığımız haberler çok acı ve acıklı. Bu hainlerin maksadı Şile’deki İslam köylerini yakmak, İslam köylülerini kökünden kazımak imiş. Birkaç gün evvel bir düşman kamyonu sandıklarla tüfek, cephane, bomba getirdi. Bakkal Todori’nin dükkânına indirilen bu cephane ve silahların Rumlara dağıtıldığını işittik68”. Şile’nin Yeniköy’ünde, kurduğu çetelerle Türk halkına birçok mezalim uygulayan Todori; Osman Kaptan, Sadık Baba, Yüzbaşı Demir (Hulusi Bey), Manastırlı Hacı, Hasan Kardaşko (Milli Alemdar Müfrezesi) gibi milis kuvvetleri ve müfrezeleri tarafından Şile’deki dükkânından alınarak dağa kaldırılmak suretiyle yok edilmiştir. Şile ve havalisinde çetecilerin reisi olan Todori’nin ortadan kaldırılmasıyla birlikte Türk halkı rahat bir nefes alma imkânı bulmuş ve Rum çeteleri başsız kalmıştır. Bunun neticesi olarak da Yeniköy Rumları 4 Ağustos 1919’da Osmanlı Hükümeti’nden aman dilemek zorunda kalmıştır70. Vezinezelosçu subaylardan Vlahopulos ile Kiryakos gibi ünlü Mavri Miracı komitacılar da Rum çete teşkilatlanmalarının sağlanması yönünde çalışmalar yürütmüşlerdir. Paşabahçe’de çete teşkili ile uğraşan bu kişilerin gayretleriyle İstanbul’da Pontusçulara yataklık eden Tatavlalılar grup grup çetelere yazılmaya başlamışlardır. Kiryakos ve arkadaşları Paşabahçe, Büyükdere, Arnavutköy, Çengelköy ve İstinye gibi Rum nüfusunun kalabalık olduğu yerlerde papazları da yanlarına alarak dolaşmışlar, kurulacak çetelere para toplayıp, gönüllüler yazmışlardır. Kısa zamanda da Zachariadis Kaptan, Paşaköylü Tanaş ve Mihal kılavuzluğunda bir çete ortaya çıkarmışlardır. Bu çete hemen harekete geçip Avcıkoru köyünü basmış ve pek çok Müslüman’ı katletmiştir. Kiryakos ve arkadaşları tarafından oluşturulan diğer bir çete de Giritli bir komitacı olan Lefter’in emrine verilen çetedir. Bu çete Bozahane ve Reşadiye’yi basıp pek çok Türk’ünkanını dökmüştür..

BAHARİ ÇETESİ (rum rum çetesi)
Bahari çetesi, Istranca ve havalisinde çetecilik faaliyetleri ile meşgul olmuştur. Bu çetenin ortaya
çıkışında Rüştü çetesinin eylemlerinin etkili olduğu iddia edilmektedir: Rüştü çetesi, 28 Nisan 1921’de Karaburun’a gelerek Yeniköy ahalisinden/Rumlarından 187 lira almıştır. Bunun üzerine Yeniköy’den Kunduracı Espro, İstanbul’a gelmiş ve Rüştü çetesinin eylemlerinden Patrikhane’yi haberdar etmiştir. Nihayetinde Yunan Sefarethanesi ve Patrikhane işbirliği ve desteğiyle Boğazköylü Bahari kumandasında bir çete ortaya çıkartılmıştır. Oluşturulan bu çete İngiliz filinta, bomba, mavzer, Yunan tüfekleri ve altı makineli tüfekle donatılmıştır. 20 Mayıs 1921’de bu çetelerin silah ve cephane ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla İstanbul’dan 17 araba silah ve cephane getirilmiş, çetelere dağıtılmıştır73. Çeteye 18 lira maaşla Beyoğlu ve Tatavla Rumlarından 100 civarında nefer kaydedilmiş ve daha sonra bu sayı 200’e çıkarılmıştır. Çete teşkilatının genişlemesi neticesinde Yeniköylü Kunduracı Espro, Karadağlı Hristo ve Kör Nikola da çetenin komutanlıklarına getirilmişlerdir. Komutanlar arasında yapılan taksimata göre Boğazköy ahalisinden Karadağlı Hristo, çetesiyle birlikte köyün garp cihetinde, Kunduracı Espro, 100 kişilik çetesiyle Boğazköy’ün Emrahur yolunda, Bahari ise Beyoğlu ve Tatavla Rumlarından oluşan 100 kişilik çetesiyle Arnavutköy civarında çetecilik yapacaktı. Bahari çetesinin faaliyetleri kısa zamanda hükümetin dikkatini çekmiş ve neticede Dâhiliye Nezareti derhal bu çete faaliyetlerinin önüne geçilmesini ve çete sorumlularının yakalanmasını, bunu yaparken de bölgede asayiş ve emniyetin tesisi hususunda azami dikkat gösterilmesini Çatalca Mutasarrıflığı’ndan istemiştir. Bunun üzerine Terkos-Çatalca hattının doğusuna bir seyyar müfreze sevk edilmiş ve çete takibine başlanmıştır. Bu arada Bahari ve arkadaşları, siyasi çeteler oluşturmak ve halkın mallarını gasp etmek gibi suçlardan İkinci Divan-ı Harp’te de gıyaben yargılanmışlardır78. Bir süre sonra Bahari ve arkadaşları yapılan bir takibat neticesinde yakalanıp Çatalca Hapishanesi’ne konulmuşlardır. Bahari, arkadaşlarıyla buradan firar etmiş ve 29 Ağustos 1921’de Hadımköy’ünde Fransız Kumandanlığı’na teslim olmuştur. İstanbul Hükümeti de derhal harekete geçerek Bahari’nin kendilerine iade edilmesini Fransız Kumandanlığı’ndan istemiştir. Ancak Fransız Kumandanlığı bu isteği kabul etmemiş ve Bahari’yi Kumkapı’daki Fransız Hapishanesi’ne sevk etmiş.

KOMMİT ÇETESİ (rum çetesi)

Rum çetecilerinden olan Ayazma köylü eşkıya Kommit, diğer adıyla Kostantin, Terkos civarında
çetecilik yapmış, bölge ahalisinden pek çok kişinin malını gasp etmiştir80. Rum çetecisi Kommit, Terkos civarında Mandıra mevkiinde Boyalık köyünden Murat isimli birisini yaralayıp bir çift öküz ve bir çift mandasını gasp etmiş, Bahari adlı şahsın mandırasına giderken Boyalık ve Karacaköy jandarmaları tarafından takip edilince Yeniköy’deki hanesine sığınmıştır. Yeniköy, jandarmalar tarafından ablukaya alındığında; köyün muhtarı, ihtiyar heyeti ve Ula Papazı ile görüşülüp Kommit’in jandarmalara teslimi istenmiştir81. Dâhiliye Nazırı, Kommit’in teslim olması halinde afv-ı âliye (bağışlanmaya) mazhar olacağını bildirmiştir82. Bunun üzerine köylüler de köyün namusu üzerine söz vermişler ve Kommit’in Çatalca Metropolithanesi’ne teslim edileceğini beyan etmişlerdir. Ayrıca Nahiye Müdürü Mülazım Fahri Efendi ile Jandarma Yüzbaşısı; Kommit ile görüşüp teslim olması yönünde nasihatte bulunmuşlardır. Bu arada eşkıya Kommit’in hanesinde olduğunu duyan kadın, kız, çoluk çocuk herkes olay mahalline akın etmiştir. Bütün herkes Kommit’in hanesinin önüne gelmiş, jandarmalar da bir kargaşaya sebebiyet vermemek için olaya müdahale etmemişlerdir. Jandarma Yüzbaşısı, olaya müdahale edildiği takdirde kadın, kız, çoluk çocuk pek çok kişinin ölebileceğini düşünmüş ve “netice itibariyle siyasi bir mesele ihdas edilerek böyle müşkül bir anda hükümetin başına bir gaile çıkarmamayı” uygun görerek müdahaleden kaçınmıştır. Yüzbaşının düşündüğü
hadisenin vuku bulacağı köy heyetinin iki jandarmaya, “ateş etmiş olsa idiniz bütün köy halkı size hücum edecek idi ve binnetice pek büyük fenalık olacak idi” tarzında ifadelerinden anlaşılmıştır. Burada köy halkının devletin başına bir gaile çıkarmak fikrinde olduğu açıkça görülmektedir. Nihayetinde eşkıya Kommit kaçmış ve tüm aramalara rağmen bulunamamıştır. Arşiv belgesindeki Yüzbaşının ifadesi ile: “Şu hal, karye heyetinin namusu üzerine verdiği sözün bir plandan ibaret olduğu ve binnetice bunların çetelere yataklık etmekte olduklarını ispat eylemiştir”83. Kommit çetesi daha sonra yine Terkos nahiyesinde, Mazhar Paşazadelerin, Kulakçayır’ı mevkiindeki çiftliğini basmış ve iki çift öküzü gasp etmiştir

APOSTOL VE APOSTOLİDİS ÇETELERİ (rum çetesi)
Yunanlılar tarafından oluşturulan ve Büyükdere, Tarabya ve Yenimahalle Rumlarından teşkil edilen bir çetenin başına Yunan Süvari Binbaşısı olan Apostol getirilmiştir. Tutuklanan çete reislerinden Rüştü’nün verdiği ifadeye göre bu çetenin kuruluşuna Büyükdere Papazı aracılık etmiştir ve yine çete, Kulaksız İlya, Anastaş ve Foti adlı üç kişinin idaresine verilmiştir. Buna göre de; Paşaköylü Kulaksız İlya, Sarıyer’in Yenimahallesi’ndeki, Anastaş, Büyükdere’deki, Foti de Tarabya’daki çetelere reislik edecektir. Oluşturulan bu çetelerin silah ve cephane ihtiyaçları da Büyükdere Rum kilisesindeki depolar tarafından karşılanmıştır. Çetenin siyasi işlerini Apostos, idari işlerini ise Büyükdere Papazı yürütmüştür. Yunanlılar ve İngilizler tarafından bu çetelere 300–400 civarında silah ve ona göre cephane dağıtılmıştır85. İngilizler ve Yunanlılar tarafından teçhiz edilen bu çeteler bölgede İslam yurtlarını basmış ve kendilerine verilen görevleri yerine getirmek noktasında azami gayret göstermişlerdir. Yine İstanbul Arnavutköy’de ikamet eden Hristos Apotolidis namında bir süvari yüzbaşısı İngilizler ve Yunanlılarla temasta bulunmak suretiyle çete teşkili için çalışmalar yürütmüştür. Apotolidis, İngilizlerin malumatı dâhilinde Bebek’te Kunduracı Yani, Kapıdağlı Bakkal Yorgi, Büyük Bebek’te Bakkal Yani, Kalaycı Eftim, Sarraf Vankel, Kürkçü Apostol, Bankacı Tanaş ve Kulaksız İlya gibi pek çok kişi ile Büyük Bebek’te toplanmış ve yapılan görüşmeler neticesinde çeteler oluşturulmuş ve bu çeteler Anadolu sahillerinde görevlendirilmişlerdir. Bu çetelerin amacı, İslam köylerini yakmak ve köylüleri kâmilen imha etmektir. Bu çalışmaları boyunca mahallin merkez memuru Hacı Kemal’den de yardım görmüşlerdir. Hacı Kemal en azından bu kişilerin faaliyetlerine sessiz kalmakla dolaylı yönden de olsa onlara hizmet etmiştir. Apostolidis vasıtasıyla Yunan Sefarethanesi’nden alınan silah ve cephaneler Beşiktaş’ta Rumlara verilmekte ve oluşturulan bu çetelere izci kulübünden ve Rumlardan gönüllüler kayıt edilmekte ve bu çeteler Büyük dere civarındaki İslam köylerini basmak üzere sevk edilmekteydiler

KİRMAN VE KİRÇAKİ ÇETELERİ ( rum çetesi )
Kirman ve Kırçaki Çeteleri Rum Patrikhanesi’nin teşvik ve yardımlarıyla kurulan Kapudağlı Kirman ve Kırçaki çeteleri, Bandırma, Kapıdağ ve Erdek havalisinde çetecilik yapmışlardır. Kirman, Kasım 1919’da 45 kişiden mürekkep çetesi ile Hereke köyüne gelmiş, Rüsumat İdaresi’ni basmak suretiyle idarenin 3.150 kuruşunu ve memurun eşyalarını gasp etmiş ve memurun eşini de yanına alarak firar etmiştir. Ayrıca Orman Serbekçisi Ahmet Efendi’yi de dağa kaldırmıştır88. Kirman çetesinin buradan sonra Marmara Nahiyesi’ne geçerek Türklere taarruz planladığı bildirilmiştir89. Bunun üzerine bu çetenin faaliyetlerinin önüne geçilebilmesi için silahlı bir gemiye ihtiyaç duyulduğu ilgili makama acilen duyurulmuş ve eldeki mevcut kuvvetlerle çetenin imhasının mümkün olamayacağı Bandırma’daki Mülkiye Müfettişliği’nden Bahriye Nezareti’ne bildirilmiştir90. Kirman ve Kırçaki çeteleri Marmara Nahiyesi’ni ve Paşa Limanı’nı muhasara etmişlerdir91. Kirman çetesi, 10/11 Haziran 1920’de Marmara Nahiyesi’ni basmıştır. Çetenin jandarma ile çatışması neticesinde 2 yerli Rum yaralanmış, çete reisi Kirman ile bir arkadaşı öldürülmüş ve 2 jandarma ile ahaliden 2 Müslüman şehit olmuştur. Bu olay üzerine bir Yunan vapuru Marmara sahiline gelmiştir. Eşkıyalar vapura da ateş açmışlardır. Yunan vapurunun Marmara’ya ulaşmasından sonra vapur kumandanı olayın Kuvâ-yı Milliye tarafından çıkartıldığını, Hıristiyanların külliyen katledildiklerini ve Marmara’nın yanmakta olduğunu Gelibolu ve Tekfurdağı’ndaki Kuvâ-yı Mutelife Mümessilleri’ne ve Patrikhane’ye bildirmiştir. Oysa Kuvâ-yı Milliye’nin ya da Türklerin yaptığını ileri sürdükleri olay tam tersine Hıristiyanlar tarafından Türklere karşı yapılmıştır

PAŞAKÖYLÜ KARAOĞLAN VE PANAYOT ÇETESİ ( rum çetesi )
Paşaköylü Karaoğlan ve Panayot çetesi, Büyükdere ve Sarıyer’e yakın mahallerde; Gülbahçe,
Zekeriyaköy, Hacıosmanbayırı ve Bahçeköy mevkilerinde çetecilik faaliyetlerinde bulunmuştur93. Çetenin kuruluşunda Kandilli’de ikamet eden Rumların büyük rolü vardır. Başlangıçta 12 mevcutlu olan çete zamanla 37 mevcuda ulaşmıştır94. Çete, 18 Nisan 1919’da Büyükdere Küfeli köyünde bir mandırayı basmıştır95. Çeteciler, aynı gün Gülbahçe’de yolda giden polis memuru Halil Efendi’nin eşya ve silahını gasp etmişlerdir. Bunun üzerine olay mahalline sevk edilen bir müfreze ile çeteciler arasında çatışma vuku bulmuş ve çatışmada Mülazım Mehmet, Çengelköy polis memuru Hulusi ve Hisar İnzibat başçavuşu Süleyman Efendi yaralanmıştır. Arazinin ormanlık olması nedeniyle çatışmada çetecilerden ölen ya da yaralananın olup olmadığı tespit edilememiştir. Yalnız iki çeteci teşhis edilmiştir. Bunlardan birisi Paşaköylü Karaoğlan96 diğeri de Paşaköylü Panayot’tur. Çeteciler, Çırçır’da Artakif(?)’in bakkal dükkânına girerek bakkal eşyalarını yağmalamışlardır. Zekeriyaköy ve Bahçeköy cihetlerinde de bazı kimselerin önüne çıkıp para ve değerli eşyalarını gasp etmişlerdir.
Paşaköylü Karaoğlan Yorgi, 16 Temmuz 1921’de Gebze’ye yakın mesafede bulunan Akkilise’ye taarruz etmiştir. Bunun üzerine jandarma ve polis kuvvetleri tarafından Paşaköylü Karaoğlan Yorgi çetesinin takibine başlanmıştır98. Çete, Anadolu Hisarı civarındaki bostan sahiplerinden Manto ve Petro tarafından iaşe edilmiştir. Ekmek ihtiyaçları da Hisar fırıncısı tarafından karşılanmıştır. Çete, bölgede bahçe sahibi olan Kara Ali ve Şakir Ağa’yı zulmetmiştir99. Çete, 3 Eylül 1921’de de Göksu yakınlarındaki Kara Ali’nin bahçesinde görülmüştür. Durumun haber alınmasıyla birlikte çete üzerine bir birlik sevk edilmiştir100. Harbiye Nezareti çeteye yardım ve yataklık yapanlar hakkında tahkikat yapılmasını istemiş ve yapılan tahkikat neticesinde Paşaköylü Yorgi oğlu Yanko ve Yorgi oğlu Petro gözaltına alınmışlardır

İSTELYANUS, YENİKÖYLÜ YORGİ, PANDELİ VE ANDON ÇETELERİ ( rum çetesi )
İstelyanus çetesi, Darıca ve havalisinde çetecilik faaliyetlerinde bulunmuştur. Bu çete, Haziran 1919’da Taşköprü’ye bağlı bir köyü basmış, köyün ileri gelenlerinden iki kişiyi dağa kaldırmıştır. Ayrıca köyden 200 koyunu alıp götürmüştür. İstelyanus çetesi, Taşköprü’ye bağlı köye taarruz edince Yahya Kaptan, müfrezesiyle birlikte harekete geçmiş ve uzun takip neticesinde bu çeteyi ortadan kaldırılmıştır. İstelyanus çetesinin imhasıyla birlikte bir miktar silah, teçhizat ve Türk ahaliden gasp edilen bir miktar paraya da el konulmuştur102. Yeniköylü Yorgi çetesi Şile civarında çetecilik yapmıştır. 2 Nisan 1920’de Alacalı nahiyesinden Şile’ye geçmekte olan Hacı Abbas Efendi, hizmetçisi Hafız Emin ile beş arkadaşının eşya ve nakdi Yeniköylü Yorgi çetesi tarafından gasp edilmiştir. Eşkıya, Yeniköy’e iltica ettiğinden dolayı tevkif edilememiştir103. Çete, Nisan ayının sonlarına doğru yakalanmış ve tevkif edilmiştir104. Pandeli, Boğazkesen köyünden olup 20’ye yakın çete mensubuyla birlikte yine Boğazkesen ve civarlarında çetecilik hareketlerine girişmiştir105. Çeteciler, Ekim 1920’de Adapazarı’nın Mahmudiye köyünü basıp bir kişiye tecavüz etmişler, Korucu Hasan’ı yaralamışlar ve köyden 22 evi de yağmalamışlardır106. 28 Mart 1921’de Pandeli çetesiyle birlikte bazı Rum çeteleri Tekeler köyünü basmışlar, burada Hacı Bayram oğlu Mustafa’nın evini yakmışlar, Münir’in kardeşini de öldürmüşlerdir. Köydeki 49 evin 19.700 liralık eşyasını yağmalamışlardır. 30 Mart’ta Yunanaskerleri ve İstavri Ardaşan çeteleriyle birlikte hareket eden Pandeli çetesi, bu kez Çaltıcak köyünü basmıştır. Çeteciler burada iki kişinin evini yakmışlar, dört kişiye de tecavüz etmişlerdir. Yunan askerleri ile Pandeli çetesi İkizce Osmaniye köyünü de basmış, köydeki 35 evin bütün eşyasını yağmalamış, köylüden de zorla 5.000 lira almıştır. 1921’in Nisan ayında ise Yunan askerleri ile Fındıklı, Ortaköy, Karasu, Bedil ve Pandeli çeteleri, Akçakamış köyünü basmışlardır. Köyde birkaç kişiye tecavüz eden çete mensupları 75 evden 10.000 lira değerinde eşya yağmalamışlardır. 25 Aralık 1920 tarihinde Andon’un reisliğindeki Rum çetecileri, İnöz kazasının Döğen çiftliğini basıp Tahir Ağa ve hizmetkârlarından birini yaralamış, diğerini de katlederek firar etmişlerdir. Hemen ertesinde İnöz’ün Yenice karyesini basmışlar, hayvanları için zorla yem, kendileri için de ekmek tedarik ettirip savuşmuşlardır. Köylüden yapılan ihbar nazarı dikkate alınarak çete üzerine bir takip müfrezesi sevk edilmiştir110. Andon liderliğindeki bu Rum çetesi Vasil adlı bir Rum’un restoranında İpsiz Recep milis kuvveti tarafından ortadan kaldırılmıştır

KARABIYIK DİMİTRİ ÇETESİ ( rum çetesi )
Karabıyık Dimitri çetesi, Keşan, Malkara, Uzunköprü, İpsala ve İnöz civarlarında çetecilik
faaliyetlerinde bulunmuştur. 18 Temmuz 1919’da Uzunköprü’nün Maksudlu nahiyesi mıntıkasında Hacıdağı mevkiinde, 30 kadar Müslüman yolcuya Karabıyık Dimitri çetesi tarafından pusu kurulmuş, yolcular şiddetle darp edilmişlerdir. Yolcuların para ve eşyaları da çete tarafından gasp edilmiştir. 23 Temmuz’da Karabıyık Dimitri’nin adamlarından Manulaki yakalanmıştır113. Malkara kazasının Şahin nahiyesi müdürü Hilmi Bey, tahsildar ve 4 jandarma 10 Kasım 1919’da Taraklı köyünde giderken, Karabıyık çetesi tarafından üzerlerine ateş açılmış, Hilmi Bey alınıp götürülmüş ve bilahare çeteciler tarafından şehit edilmiştir114. 20 Aralık 1919’da İpsala’ya gitmekte olan telgraf çavuşu Derviş Ağa’nın, Keşan’ın Hanımçeşmesi mevkiinde çete tarafından önü kesilmiş, elbiseleri ve ayakkabıları alındıktan sonra darp edilmiştir115. 31 Ocak 1920’de Gelibolu’da dört kişi Karabıyık çetesi tarafından dağa kaldırılıp Kurudağ istikametine götürülmüştür. Yapılan takibat neticesinde dağa kaldırılan kişiler ölü olarak bulunmuşlardır116. Bu çete İpsala müddei umumisi/savcısı Asım Bey, İpsalalı Hüsnü ve bir jandarma neferini de şehit etmiştir117. Daha sonra Karabıyık Dimitri, Uzunköprü İngiliz Kontrol Zabitliği’ne başvurmuş ve “afv-ı âli”ye(bağışlanma) mazhar olması koşuluyla teslim olacağını bildirmiştir. Bunun üzerine Karabıyık Dimitri’nin durumu hakkında Dâhiliye Nezareti bilgilendirilmiştir. Dâhiliye Nezareti de, Edirne Vilayeti’ne gönderdiği bir yazıda Karabıyık çetesinin takibine devam edilmesi gerektiğini ve affının mümkün olmadığı bildirmiştir118. Nihayetinde Malkara ve Uzunköprü’den çıkarılan müfrezeler tarafından yapılan takibat neticesinde Karabıyık Dimitri ve birkaç arkadaşı ölü olarak ele geçirilmiş diğer çete mensupları ise firar etmişlerdir119. Karabıyık Dimitri çetesi bölgede uyguladığı katliam boyunca Patrikhane tarafından desteklenmiştir. Nitekim ele geçirildiğinde üzerinden çıkan bazı evraklarda; Keşan Metropolitliği’nin resmi mührü bulunmakta ve metropolit tarafından eşkıyaya, “Sevgili evladım Dimitri! Keşan metropolitliğine gelesin ve geniş geniş konuşalım Keşan’da” denilmektedir120. Karabıyık çetesinden bazı kişiler 29 Nisan 1920’de Keşan’ın bir köyünde Patrikhane tarafından fukaraya dağıtılan 2.600 liralık evrak-ı nakdiyeyi/kâğıt parayı zorla alıp firar etmişlerdir121. Bunun haber alınması üzerine çetenin takibi ve yakalanması için jandarma kumandanı mülazım Celal Efendi kumandasında bir takip müfrezesi acilen bölgeye sevk edilmiş ve 29 Mayıs sabahı bir koyun ağılında sıkıştırılan çete efradından bazıları tutuklanmıştır

VANGEL VANGELUS ÇETELERİ ( Rum çetesi )
Vangel ve Vangelos çeteleri, Adapazarı ve havalisinde çetecilik yapmışlardır. 12 Ekim 1920’de Vangel çetesi, Yunan askerleriyle birlikte Eceldere köyünü basmış, Çırak oğlu Yusuf, Hacı Durak oğlu Hüseyin ve Kara Ali oğlu Hüseyin’i yaralamış, Osman oğlu Mustafa’yı da esir etmiştir. Ayrıca çeteciler, köyün zahiresini, büyük ve küçükbaş hayvanlarını da gasp etmişlerdir123. Çeteciler, 27 Mart 1921’de Taşkıstığı köyünü basıp halkın mallarını yağmalamışlar, zahire ve hayvanlarına da el koymuşlardır124. Vangel çetesi, 28 Mart’ta, Göktepe köyünü basmış, Lütfi adlı bir şahsı katletmiş, Garip oğlu Ahmet’in samanlığını yakıp Süleyman oğlu Salih’i arabasıyla birlikte esir etmiştir125. Vangel çetesi, Söğütlü-i Kebîr köyünü basmış 150 hanelik köyün tamamını yağmalamıştır. Çeteciler, köylüden zorla 2.200 lira toplamışlardır. Emin oğlu Osman’ı öldürmüşler, Acem İsmail ve Hasan oğlu Feyzi’yi esir almışlardır126. Dağköy-Yoncalı köyüne yaptıkları baskında bir kişiye tecavüz etmişler, köy muhtarını yaralamışlar ve Hatip Hüseyin oğlu Mustafa, Ahmet oğlu Ahmet ve Hasan oğlu Yusuf’u da öldürmüşlerdir127. Çetecilik faaliyetlerinde bulundukları bölgede pek çok hayvana sahip olan Kara Gönlü Aşireti’ne de saldırmışlar, Ahmet oğlu İsmail Efendi ve Mehmet oğlu Hüseyin Efendi’yi öldürmüşlerdir. İsmail Efendi’nin 12.000 lira değerindeki mal ve hayvanını, Hüseyin Efendi’nin de 300 altın ile 15.000 liralık hayvanını gasp etmişlerdir. Ali oğlu Hasan Çavuş ve ailesini esir almışlardır. Mehmet oğlu Ali’nin 4.000 liralık hayvanı çeteciler tarafından yağmalanmıştır128. Çetenin bu zulümlerinin önüne geçilmesi adına bir takip müfrezesi oluşturulmuş ve bu takip müfrezesinin gayretleri neticesinde çeteciler, Kandıra havalisine çekilmek zorunda kalmışlardır129. 18 Ekim 1920’de Vangelos’un da içinde bulunduğu bir grup çete, Dere-i Bala köyünü basmış ve İbrahim oğlu Şuayp isimli bir çocuğu kafasını kırmak suretiyle öldürmüştür130. Çeteciler, 27 Mart 1921’de Hanlı köyünü basıp köydeki 48 evin bütün eşyalarını yağmalamışlardır. İsmail oğlu Şakir’i de esir olarak yanlarında götürmüşlerdir.

KÖR VASİL , MİLTO VE MİLKİ (MİLTİ KAPTAN ) ÇETELERİ (rum çetesi )
Kör Vasil çetesi, Şile civarında çetecilik faaliyetlerine girişmiştir. Çete, 14 Mart 1922’de Şile’nin
Hüseyinli ve Demircili köylerine gitmekte olan sekiz arabayı Gebze mıntıkası Kirazpınar mevkisinde bomba ve silahla donanmış bir vaziyette durdurmuş, arabacıları darp edip paralarını gasp etmiştir. Çetenin yakalanması için derhal harekete geçilmiş fakat elde yeterli miktarda kuvvet olmadığından başarılı olunamamıştır. Nihayetinde İstanbul Valisi, Dâhiliye Nezareti’nden çetenin takip edilebilmesi ve yakalanabilmesi için Umum Kumandalık emrinde bulunan efradın 50’sinin bu işe verilmesini talep etmiştir. Marmara Bölgesi’nde faaliyet gösteren çetelerden Paşaköylü Tanaş oğlu Milto’nun reisliğini yaptığı çete Paşaköy ve civarında çetecilik yapmıştır. Milto ve çetenin diğer elemanlarından Yordan oğlu Panayot ve Hristo, Üsküdar Mutasarrıfı Nurettin Bey’in girişimleri sonucu silahlarıyla birlikte Paşaköy kumandanına teslim olmuşlardır. Çetenin elemanları daha sonra “tecîl-i cezâ yasası”na (cezanın ertelenmesi) dayanarak serbest bırakılmışlardır134. Bir diğer çete olan Milti çetesi ise, Büyük-Küçük Bakkalköy ve Paşaköy civarında çetecilik faaliyetlerine girişmiştir. Bu çete hem Türklere hem de Rum ahaliye karşı çetecilik faaliyetlerinde bulunmuştur. Rum kızlarını kaçırmıştır. Örneğin bir defasında Barba Dimitri’nin kızını kaçırmış ve suçu da Bulgar Sadık’ın üzerine atmıştı. Kendisini hoş görmeyen ve kestiği haracı vermek istemeyen Rumları öldürmüş veya öldürtmüş, bu eylemlerinin sorumluluğunu da Kuvâ-yı Milliye’den Bulgar Sadık’ın üzerine atmıştır. Bölgede gerçekleştirdiği çetecilik hareketleri boyunca İngilizlerden de destek görmüştür. Bu yüzdendir ki Moda’da, Kadıköy’ünde hatta İstanbul’un tamamında rahat bir şekilde dolaşa bilmiştir. Bu çete Sadık Baba (Bulgar Sadık) kuvvetleri tarafından Kısıklı-Alemdağ yolu üzerindeki Dudullu civarında pusu kurulmak suretiyle ortadan kaldırılmıştır.

HRİSANTOS VE ZAFİRİ ÇETESİ ( rum çetesi )
Çete, Tatavla, Feriköy, Papazköprüsü, Yenişehir, Dolapdere ve Kanyonculukulluğu civarlarında
çetecilik faaliyetlerine girişmiştir. Çete reisi Hrisantos çeteciliğin yanında Yenişehir’de Barba Yani
meyhanesinde garsonluk da yapmıştır. Mütareke öncesi Tophane’de Bostanbaşı’nda muhallebici Recebi katlettikten sonra yakalanıp 15 sene hapis cezasına çarptırılan Hrisantos137, Mütarekeden sonra hapishaneden adamlarıyla birlikte kaçmıştır. Hrisantos, hapishaneden kaçtıktan sonra bir müddet Beyoğlu’nda gizlenmiş ardından ortalığın biraz durulması üzerine tekrar ortaya çıkmıştır. Mütareke döneminde İngilizler tarafından para, silah ve cephane noktasında ciddi destek de alan Hrisantos, İngilizler adına casusluk faaliyetlerinde de bulunmuştur139. Hrisantos ve Zafiri çetesi, Türk karakollarına baskınlar düzenlemiş ve bu baskınlarla karakollardan silah elde etmeye çalışmıştır. İngilizler tarafından desteklendiği için bütün takibata rağmen bu çetecileri yakalamak mümkün olmamıştır. Kendisini yakalamakla görevlendirilen polis müdürü Abdurrahman Efendiyi katletmiştir. Yine Dolapdere merkezinde memur polis İbrahim Efendiyi de katletmiştir. Ayrıca beş Türk polisi ve bir jandarma zabitini öldürdükten sonra sonunda İngilizlerin yardımıyla Yunanistan’a kaçmıştır. Bir müddet Yunanistan’da kaldıktan sonra İngiliz askeri kıyafetiyle tekrar İstanbul’a dönmüştür. Aşil Anastasyadis adıyla sahte pasaport ile İstanbul’a giriş yapıp, Dolapdere’ye yerleşmiştir142. Hrisantos’un geldiği haberi duyulunca Tatavla, Aynalıçeşme ve Sinemköy mevkiinde derhal güvenlik önlemleri alınmıştır. Hrisantos, bu güvenlik önlemlerinin neticesi olarak polisler tarafından 8 Eylül 1920’de öldürülmüştür143. Hrisantos’un arkadaşı olan çeteci Zafiri de Kalyoncukulluğu’nda İkinci Şube Müdür Muavini Faik Bey tarafından bir muhallebici dükkânında ortadan kaldırılmıştır. Pek çok cinayetin müsebbibi olan bu şahsın öldürülmesi memnuniyet verici bir gelişme olmuştur. Netice de Faik Bey’e, Zafiri’yi öldürdüğü için Sadrazam tarafından 150 lira ikramiye ve üçüncü dereceden Osmanlı Nişanı verilmiştir. Refik Halit’in Alemdar gazetesindeki bir makalesine bakarsak, 1920 başlarında Tatavla ve civarında öldürülen her suçlunun Hrisantos’un adamı olduğunun iddia edildiği günlerin olduğunu görmekteyiz. Refik Halit makalesinde Hrisantos hakkında şunları yazmaktadır: “Yine Hrisantos. Artık adet oldu, zabıta tarafından serseri, sabıkalı güruhundan kim vurulursa maktül derhal Hrisanstos’un avanesinden, Hrisantos’un arkadaşı, Hrisantos’un sağ eli oluyor. Bu kaçıncı el? Hrisantos anlaşılan ahtapot gibi yüz elli, yüz ayaklı bir mahlûkmuş, vura vura tüketemedik. Bu gün bir Harito yarın bir Manul öbür gün bir Lazari böyle her sabıkalı avında gazeteler kendiliklerinden isminin yanına bir Hrisantosun sağ eli cümlesini ilave edebilirler. Tıpkı, bizim, muhaliflerin de İttihatçılara Talat’ın adamı, eli, ayağı… Dediğimiz gibi! Anlaşılan Hrisantos sabıkalıların Talat’ı imiş, ikisini de kaçırdık! Şimdi elini, ayağını sayıklıyoruz. Acaba Talat gibi Hrisantos’ta hala İstanbul sabıkalılarını uzaktan idare ediyor mu? Biri Berlin’den biri Atina’dan… Zaten aralarında bir fark, bir kelime fark var: Siyasilik… Yoksa cürümler aynı: Haydutluk ve katillik. Her ne ise işte zabıtamız Hrisantos’un bir sağ elini daha vurdu, kendisini vuramayınca hiç olmazsa böyle eşini, ahbabını vuruyor”

MARMARA BÖLGESİNDE DİĞER RUM ÇETELERİ
Haziran 1919 itibariyle Gebze, Şile ve civarında faaliyet gösteren Rum çetelerinden bazıları şunlardır: Şile civarında faaliyet gösterenlerden bazıları; Tanas oğlu Gaylip (çete reisi), Hristo oğlu Dimitri (çete reisi), Apostol oğlu Pandeli (çete reisi), Hristo oğlu yorgi, Vasil oğlu Panayot, Todor oğlu Vasil, Dimitri oğlu Yorgi’dir. Yeniköy civarında faaliyet gösterenlerden bazıları ise; Deli Petro çetesi, Hiristo oğlu Petro (çete reisi), Dimitri oğlu Apostol, Petro oğlu Yorgi, Hiristo oğlu Anesti, Panayot oğlu Yorgi, Nikola oğlu Dimitri, Hama oğlu Yorgi, İstavri oğlu Yani, Panayot oğlu Dimitri, Vankel oğlu İlya, Kastiziye oğlu Vasil, Alko oğlu Aleksandır, Nikola oğlu Yorgi,146 Çakır Yorgi, Karabacak ve Anesti Kaptan gibi çetecilerdir. Ayrıca Bakkalköy’ün Yirmiler ve Paşaköy’ün Elliler çeteleri de bölgede faaliyet göstermişlerdir. İzmir’de Seksenlik bir çete de bölgeyi kontrol altında tutmuştur147. 11 Haziran 1919’da Gebze’nin Yelkentepe civarında kömür yakmakta olan Cumaköylüler 12 kişilik Yeniköylü bir Rum çetesi tarafından dağa kaldırılmış ve içlerinden Avcı oğlu Ali Haydar çeteciler tarafından öldürülmüştür148. 2 Ağustos 1921’de Çakıcı Yorgi çetesi, Kadıköy civarında iki Türk jandarmasını şehit ettikten sonra Sürgün’de Yunanlılara sığınmıştır. 2 Nisan 1920’de Şile’nin Alacalı nahiyesinden Şile’ye geçmekte olan Hacı Abbas Efendi, yanındaki Hafız Emin ve beş arkadaşının eşya ve nakitleri Yeniköylü Yorgi çetesi tarafından gasp edilmiştir150. Yine Şile’nin Alacalı nahiyesinden çalışmak için dağa giden Hasan, Mustafa, Hüseyin, Yusuf ve Ahmet adlı şahıslar yolda giderken 25 kişilik Yeniköylü silahlı Rum çetesi tarafından dağakaldırılmışlardır. Üsküdar mıntıkasında bulunan Ümraniye köyünde de erkek, kadın ve iki çocuktan oluşan bir kömürcü kafilesi Çavuşbaşı çiftliği merasına gitmekte iken, Budakdere mevkiinde, önlerine çıkan Paşaköy ve Yeniköy Rumlarından oluşan takriben 20 kişilik bir çete tarafından kaçırılmışlardır152. Ovacık’a yakın mesafede bulunan Erenler Mezarlığı mahallinde Paşaköy Rumlarından mürekkep 15 kişilik bir Rum çetesi köy ahalisinden birkaç kişiyi dağa kaldırmış ve köylüye 1.200 lira karşılığında bu kişilerin serbest bırakılacağını bildirmiştir1. Çeteciler, Tepecik köyünün Karacasu mevkiinde köylülerin merkebini, üç beygirini ve köye gelmekte olan kömürcülerin de üzerlerindeki değerli eşyalarını gasp etmişlerdir154. Yeniköy çeteleri Taşköprü köyünden İsmail ve Karakadılar’dan Hacı İbrahim’in hem paralarını almışlar hem de canlarına kıymışlardır155. Bu derece vahim zulümler gerçekleştiren Yeniköy ve havalisi Rum çeteleri, Osmanlı Hükümetine başkaldırma cesaretini de gösterebilmiştir. Nitekim Şile’ye bağlı Yeniköy’de Mütareke’nin imzasının hemen ertesinde Ocak 1919’da Osmanlı Hükümetine karşı isyan vukuu bulmuş, karakollar çeteler tarafından kuşatılmış ve bu isyan şiddetli çarpışmalar neticesinde güçlükle bastırılabilmiştir. Yeniköy ve Paşaköy Rumlarının çetecilik faaliyetleri hakkında Açıksöz gazetesinde şöyle bir bilgi mevcuttur: “Yeniköy ve Paşaköy Rumlarından müteşekkil Yunan çeteleri zaman zaman civardaki Müslüman köylerine hücum ederek ahali-i islamiyeyi tedhiş ve ellerine geçen her cins emval ve eşyayı gasp etmektedirler. Bu havalideki Müslümanköylerinden birçoğunda ancak ikişer üçer İslam hanesi kalmıştır”157. Nitekim Rum çetelerinin saldırılarından usanan köylüler, köylerini terk etmek suretiyle Rumların zulümlerinden kurtulmak istemişlerdir. Rum çeteleri göçmen kafileleri üzerlerine de taarruz etmişlerdir. Mesela İzmit’ten İstanbul’a sevk edilmekte olan göçmenler, vapurların Pendik ve Darıca’ya uğramaları neticesi Rum çeteleri tarafından saldırıya uğramışlar, göçmenlerin para ve eşyaları çeteciler tarafından gasp edilmiştir158. Çeteler aynı zamanda dağa adam kaçırıp fidye almak suretiyle ganimet toplama gayreti içerisinde de olmuşlardır. Nitekim Ömerli kazasının Mahmut Şevket Paşa nahiyesine bağlı Ali Bahadır köyünden İzzet Bey ve hizmetkârı bu maksatla kaçırılmış, fidye olarak 15.000 lira talep edilmiştir159. 14 Haziran 1919’da 15 kişilik Yeniköylü Deli Yani çetesi, Taşköprü’nün Hatipler köyünde bir çocuğu dağa kaldırmış ve ancak annesinde aldığı 91 lira karşılığında çocuğu serbest bırakmıştır. Bu olayın akabinde Üsteğmen Ragıp Efendi kumandasındaki jandarma müfrezesi Kadi-i Değirmen civarında Deli Yani çetesine rastlamış ve yapılan çatışma neticesinde Deli Yani sağ olarak ele geçirilmiştir. Deli Yani’nin fidye olarak aldığı 91 lira üzerinden çıkmıştır160. Rum çetelerinin bu tür zulümleri günden güne artarak devam etmiştir.
Rum çeteleri Kandıra’da da yoğun faaliyet göstermişlerdir. Mesela Pişkiş Hacı İsmail köyüne gelen Yunan askerleri ve Rum çeteleri, Çavuş adında bir kişinin kulaklarını kesmişlerdir. Polislikten emekli olan Cemal Efendi’yi de katletmişlerdir. Ayrıca köyün eşya ve hayvanlarını da alıkoymuşlardır161. Rum çeteleri, Kandıra’da Mantarcılar, Kışla, Karasakal, Karakiraz, Çerkezler, Cebecioğlu, Vareman, Dökiren, Hacı İsmail, Bişkin ve İnanlar köyleri ile Şeyhler nahiyesinde Müslüman ahaliye zulmedip birçok erkeğin gözlerini çıkarmış, burunlarını kesmiş ve ahali önünde katletmişlerdir. Kadınlara toplu olarak tecavüz etmişler, daha sonra onları işkenceyle öldürmüşlerdir. Kadınların ziynet eşyalarını da gasp etmişlerdir. Resmî kurumlara saldırmışlardır. İzmit’e geri çekilirken binlerce hayvan ve camilerden çaldıkları değerli halıları da yanlarında götürmüşlerdir162. İzmit’in Kuvâ-yı Milliye tarafından kurtarılması öncesinde Yunanlıların destekledikleri Rum, Ermeni ve Abaza çeteleri, İzmit ve çevresinde mezalim uygulamışlardır. Şehrin doğusunda Bahçeşme mahallesinde 74, Ahmetcik mahallesinde 43, Yağhane mahallesinde , Hacı Cafer mahallesinde 37, Çukurbağ mahallesinde 50, Yenimahalle de 40 Türk bu çeteler tarafından öldürülmüşlerdir. Çarşı ve pazarlarda öldürülenler de dâhil edildiğinde 395 kişi bu çeteler tarafından hunharca katledilmiştir. Yunanlıların teşvik ve himayesiyle teşekkül eden Rum Çeteleri, Gemlik’te Müslüman ahalinin mallarını gasp etmişlerdir. Gaspa maruz kalan ahaliden 20’si Dersaadet’e iltica etmiştir. Dersaadet’e iltica eden ahalinin ifadesine göre, bu çetelerin maksatları gasp değil bölgede Müslüman ahaliden eser bırakmamaya yöneliktir. Gemlik, Orhangazi ve Yalova cihetlerinde gerçekleştirilen zulümleri tahkik için bir heyet oluşturulmuş ve heyet bölgede çalışmalar yapmıştır. Mesela heyet, Orhangazi’de 1.000 hanelik kasabanın 5 haneden gayrisinin kâmilen tahrip edildiğini görmüştür. Ayrıca 2 cami, 3 mektep, 12 medrese, 2 hamam, 1 iplik fabrikası ve 4 zeytin fabrikası da çeteciler tarafından tahrip edilmiştir. Heyetin gitmediği yerlerde ise durum daha da vahimdir: 420 nüfuslu Yalova’nın Teşvikiye köyü katliama uğramış, binaları da tahrip edilip yıkılmıştır. 550 nüfuslu Çınarcık köyü katliama uğramış ve sadece 20 kişi Rum çetelerinin zulmünden kurtulabilmiştir. 400 nüfuslu Kurtköy’de ahali katliama uğramış, evleri de yıkılmıştır. 250 nüfuslu Dereköy’de de katliam uygulanmıştır1. Bursa’nın merkez köylerinden Tepecik ve Kelesanlı (İsmetiye) Rumlar, 15 Aralık 1920’de Veysel Karani Değirmeni’ni 40–50 kişilik çeteleriyle basmışlar ve değirmendeki malzemeyi yağmalamışlardır. 24 Aralık 1918’de Uzunköprü’den Keşan’a hareket eden postaya 8 kişilik bir Rum çetesi tarafından ateş açılmış ve açılan ateş sonucu posta muhafızlarından biri şehit olmuş diğeri ise ağır yaralanmıştır1. 29 Ekim 1919 tarihinde, Balkan muharebelerinde Demirköy kazası civarındaki evleri tahrip edilmiş olan  Boyalıdere köyü ahalisinden Arif Hoca, Emin oğlu Hasan, Yusuf oğlu Hasan ve kardeşi Mehmet, Molla Mehmet oğlu Mustafa, evlerini tamir etmek için gittikleri Demirköy’den geri dönerken Vize kazasına bağlı Yenice köyü yakınlarında silahlı Rum çeteleri tarafından dağa kaldırılıp katledilmişlerdir. Bu çete hareketlerine tahammül edemeyen Trakya Müslümanlarından birçoğu yurtlarını terk ederek daha güvenli bir şehir olduğunu düşündükleri İstanbul’a iltica etmek zorunda kalmışlardır. Nitekim 1 Aralık 1920 tarihi itibariyle Trakya’dan İstanbul’a iltica eden muhacirlerin sayısı 40.000’i bulmaktadır. Fakat Rum çetelerinin faaliyetleri aralıksız olarak devam etmektedir. Gelibolu ve Kırkkilise (Kırklareli) havalisindeki Rumlar, Türkleri zorla evlerinden çıkarmışlar, yerlerine de Kafkaslardan getirilen Rumları iskân ettirmişlerdir. Görüldüğü gibi Mütareke Dönemi boyunca Yunanlılar ve Patrikhane tarafından oluşturulan ve “Megali İdeası” uğrunda çalışması beklenen Rum çeteleri üzerlerine düşen görevi azami gayret göstererek yerine getirmişlerdir. Bu çalışmalarında Rum çetelerinin silah, mühimmat ve iaşelerinin temini gibi hususlarda İngilizler ve Yunanlılar, çetelere büyük katkı sağlamışlardır. Hatta kendi aralarında da iane/yardım toplamak suretiyle çeteler oluşturmuşlar ve nihayetinde Türkleri katletmişlerdir.

ERMENİ ÇETELERİ

DONİK (ANTRANİK) ÇETESİ (ermeni çetesi )
Vahan çetesinin önde gelen isimlerinden olan Donik, İzmit civarında çetecilik yapmış ve oluşturduğu çetesiyle pek çok Türk’ün mallarını yağmalayıp canlarına kıymıştır. Çete reisi Donik, Mayıs 1919’da Polis müdüriyetince tevkif edilip Divân-ı Harbe sevk edilmiş178, buradaki yargılama neticesinde Divân-ı Harp tarafından idam cezasına çarptırılmıştır. Donik hakkındaki idam kararı uygulamaya konulmamıştır. Nitekim kaçmış ya da serbest bırakılmış olacak ki 1920 yılında Donik’in faaliyetlerine devam ettiğini görmekteyiz. Donik çetesi, Ermeni nüfusunun yoğun olarak bulunduğu Yuvacık ve Arslanbey Ermenileriyle, İzmit ve Derbent arasında Karapete Rum eşkıyalarından oluşmaktaydı. Mevcudu 300 civarında olan Donik çetesi, İngilizlerin de resmî izni ve himayesiyle İzmit’ten ayrılınca Yuvacık yakınlarında bir Laz köyüne saldırı düzenlemiş, 12–14 yaşlarında pek çok kızı kaçırmış ve kızlara en feci kötülükleri yaptıktan sonra onları İzmit’e götürerek Yeni Cuma Camii’ne kapatmıştır. Donik, 25 Temmuz 1920’de Sarıçeşme köyüne baskın düzenlemiş ve 15 kadar genç kızı beraberinde götürmüştür. Ayrıca baskın yaptığı köylerden esir olarak aldığı 10 kişiyi, bir ziyafet esnasında içki içirmek suretiyle sarhoş etmiş sonra da kurşuna dizmiştir180. İşgal kuvvetlerinden bulduğu yüzle, kendisini, İzmit’in bir nahiyesi olan Derbent’ten İstanbul’a kadar olan bölgenin kralı olarak görmüştür.

MARMARA BÖLGESİNDEKİ DİĞER ERMENİ ÇETELERİ
Bölgede Faaliyet Gösteren Diğer Ermeni Çeteleri Mütareke döneminde Marmara’da faaliyet gösteren Ermeni çeteleri, Yunan askerleri ve Rum çeteleriyle işbirliği içerisinde olmuşlardır. Örneğin Rum ve Ermeni çeteleri, Adapazarı’nın Kuru çeşme köyüne 12 Ekim 1920’de baskın düzenlemişler, iki kişiye tecavüz etmişler, giderken de Recep oğlu Ramazan’ı esir alarak yanlarında götürmüşlerdir. Çeteciler köydeki evlerin tamamını yağmalamışlar, 10 evi ise yakmışlardır182. Yine, bazı muhacirler İzmit’ten İstanbul’a sevk edilirken Darıca ve Pendik’e uğrayan vapurlara, Rum çeteleriyle beraber Ermeni çeteleri tarafından da saldırı düzenlenmiş ve muhacirlerin para ve değerli eşyaları yağmalanmıştır183. Rum ve Ermeni çeteleri bir defasında Adapazarı’ndan gelen Yunan askeriyle birlik olup Borçka, Cebecioğlu, Araman köylerine ve Şeyhler nahiyesine saldırmışlardır. Bu saldırıda pek çok Müslümanı katletmişler, kadınlara tecavüz etmişler ve Müslüman ahalinin para ve değerli eşyalarını da gasp etmişlerdir. Damlık köyünden Karabet’in kumandasındaki Ermeni çetesi, Adapazarı’ndan gelen yerli Rum çeteleriyle de birlik olarak Türk Beylik Kışla köyünü basmış ve köylüden 450 lira değerinde eşya gasp etmiştir. Ermeni Hayzakor liderliğindeki bir Ermeni çetesi de Rum Pandeli çetesiyle beraber olup İkizce Osmaniye köyünü basmış ve 35 evi yağmalayıp halktan zorla 5.000 lira gasp etmiştir. Aslan-bey köyünden 60 kişilik Onnik çetesi, 20/21 Temmuz 1920 tarihlerinde Uzunbey köyünü basmış ve köyü yağmalamıştır. Dikran çetesi reislerinden Erzincanlı Sezak ve yardımcıları, girdikleri köylerde pek çok mezalim uygulamışlardır. Bu çete; saldırdığı köylerdeki Türk vatandaşlarını, kulak, burun, kol, ayak ve parmaklarını kesmek suretiyle en ağır işkencelere tabi tutarak öldürmüştür. Ermeni Ardaş çetesi tarafından 28 Ekim 1920’de Karakaş köyü basılmıştır. Çete, Ömer oğlu Mehmet, Aşkın oğlu Mehmet ve Korucu Ahmet’i Kulaksız Çiftliği suyunda kafalarını kesip derilerini yüzmek suretiyle hunharca katletmiştir. Aynı çete 30 Mart 1921’de Rum çeteleriyle birlikte Çatlıcak köyünü basmış ve köyü tamamen yağmalamıştır. Yalova’dan gelen Rum ve Ermeni çeteleri, Yunanlılarla da birlik olup Karamürsel’in 45 köyünden 15’ini tamamen yakıp yağmalamışlardır. Bu ve benzeri çete hareketlerinin ortaya çıkardığı asayişsizlik yüzünden pek çok köylü topraklarını terk edip daha güvenli olarak gördüğü yerlere göç etmiştir. Mesela, Akpınar, Ereğli, Saracık, Tavşanlı ve Havuzdere köylüleri çetecilerin zulümlerinden kurtulmak için topraklarını terk edip başka yerlere göç etmişlerdir. Ermeniler Yalova ve civarında da terör estirmişlerdi. Diğer yerlerde olduğu gibi burada da Yunan askeri ve Rum çeteleriyle ortak hareket etmişler, kasaba ve köylerde yaşayan Türk ahalinin bütün mal ve eşyalarını gasp etmişlerdir. Yalova’da; Soğucak’ta 120, Esediye’de 100, Paşaköy’de 95, Kurtköy’de 150, Reşadiye’de 800 ve Gacık’ta ise 150 hane bu çeteler tarafından önce yağmalanmış, ardından da yıkılmıştır. Bursa havalisinde faaliyet gösteren bazı Ermeni çeteleri, 18 Temmuz 1921’de Bursa’nın merkez köylerinden Zarafte’ye (Konaklı) saldırmışlar, köylünün bütün para ve kıymetli eşyalarını gasp etmişler, köy ahalisinden 30 kişiyi de katletmişlerdir. Bu çeteciler Görüklü köyü civarını üs edinmişler ve fırsat buldukça çevre köyler üzerine baskınlar yapmışlardır. Ermeni çeteleri, 17–18 Temmuz 1921’de Bursa’nın Ahi köyünü basıp hanelere tecavüz etmişler, evlerde bulunan kadın ve kızları götürmek istediklerinde kendilerine karşı çıkan erkekleri darp edip öldürmüşlerdir. Bu arada Bandırma’da bazı olayların çıktığı Patrikhane ve Yunanlılara haber verilince, İstanbul’dan bir Rum gönüllü kafilesinin Bandırma’ya sevk edileceği söylenilmiştir. Bu çeteler Türk halkını imha siyasetine memur edileceklerdir. Patrikhane çete teşkilatları yönündeki faaliyetlerine devam etmektedir. Ermeni Kan ve Al bayrak çeteleri de Türklere karşı mücadele etmek maksadıyla Bandırmaya gönderilecektir. Ermenilerin, yukarıda zikredilen zulümleri Marmara Bölgesinde tek başlarına gerçekleştirmeleri pek mümkün değildir. Zira Marmara’daki nüfusları itibariyle, böyle çeteler kurmak suretiyle faaliyet gösterme olanakları da çok yoktur. Çünkü Türk ahali, bölgede, nüfus bakımından çoğunluğu oluşturmaktadır; hakim unsurdur. Ancak İtilaf Devletlerinin Ermenileri koruyup gözetmeleri, silah ve cephane noktasında desteklemeleri Ermenileri cesaretlendirmiştir. Ermeniler, İstanbul Hükumetinin Mütareke hükümleriyle zor durumda olmasını fırsat bilerek, Osmanlının yıkılmasını sağlamak gayesiyle çete faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Nihai olarak hedefleri; Doğu Anadoluyu Ermeni yurdu haline getirmektir.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz